Otuz altı yaşında bir adam ölmez, ölmemeli. İnsanın havsalası almıyor. Alsa bile gücüne gidiyor. Ya Orhan Veli? O kadar bol değerler içinde miyiz ki, kaybedi, kaybediveriyoruz.
Otuz altı yaşında ölen bir Orhan Veli ölümü çirkinleştiriyor. Ölümden bizi daha çok soğutuyor, daha çok nefret ettiriyor. Acısı çok taze, eserleri hakkında hüküm vermekte aceleci olmamak gerek. Fakat daha şimdiden şunu kesin olarak söyleyebiliriz: Kötüye, kalıplaşmışa, donmuşa, tereddi etmişe tekmeyi savurduğu gibi ileri fırlayan bir Orhan Veli Türk edebiyatı için küçük çapta bir hadise değildir. Hele iki arkadaşı ile birlikte ilk zamanlardaki yalnızlıkları da düşünülürse, ayrıca bir de yiğit taraf vardır. (...) Gerçek olan şudur ki, yolda birdenbire durdu, insanların kendilerine asla malul olmayan düşünceleriyle düşündü ve sonra, her nedense yine birdenbire toprak üzerindeki yolculuğundan vazgeçti; ölümü seçti, kendini üç parça edip birini toprağa, birini gökyüzüne, birini de bize bıraktı.