Dernhelm

Orhan Veli için Ahmet Muhip Dıranas'ın kaleminden
Otuz altı yaşında bir adam ölmez, ölmemeli. İnsanın havsalası almıyor. Alsa bile gücüne gidiyor. Ya Orhan Veli? O kadar bol değerler içinde miyiz ki, kaybedi, kaybediveriyoruz. Otuz altı yaşında ölen bir Orhan Veli ölümü çirkinleştiriyor. Ölümden bizi daha çok soğutuyor, daha çok nefret ettiriyor. Acısı çok taze, eserleri hakkında hüküm vermekte aceleci olmamak gerek. Fakat daha şimdiden şunu kesin olarak söyleyebiliriz: Kötüye, kalıplaşmışa, donmuşa, tereddi etmişe tekmeyi savurduğu gibi ileri fırlayan bir Orhan Veli Türk edebiyatı için küçük çapta bir hadise değildir. Hele iki arkadaşı ile birlikte ilk zamanlardaki yalnızlıkları da düşünülürse, ayrıca bir de yiğit taraf vardır. (...) Gerçek olan şudur ki, yolda birdenbire durdu, insanların kendilerine asla malul olmayan düşünceleriyle düşündü ve sonra, her nedense yine birdenbire toprak üzerindeki yolculuğundan vazgeçti; ölümü seçti, kendini üç parça edip birini toprağa, birini gökyüzüne, birini de bize bıraktı.
Sayfa 222 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Orhan Veli'nin kaleminden
İlk Demokrat Parti hükümetinin ilk ele aldığı meselelerden biri de bu ezan meselesi oldu. Sebebi meydanda: En mühim iş buydu çünkü. Bir hafta daha ezan dinlemeye tahammülümüz kalmamıştı. Ezan hemen Arapçaya çevrilmese hep birden ölecektik. Ne hayat pahalılığının önemi vardı, ne de elimizi kolumuzu bağlayan kanunların. Ne köylünün kalkındırılmasını düşünmek gerekiyordu, ne okulları artırmak, ne yurdu onarmak. İlk üstünde durulacak iş şu, memleketi felakete götürmek üzere olan ezan işiydi. Demokrat Parti'yi de hemen bu işi halletmesi için iktidara getirmiştik zaten.
Sayfa 191 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Orhan Veli - Bin dokuz yüz on dört, Bin dokuz yüz elli :')
Aşiyan Mezarlığı'na defnedilen Orhan Veli'nin mezarı Abidin Dino tarafından yapıldı. Dino bu kez mutsuzluğu çizecekti. Toplanan paralarla; Mimar Nevzat Kemal'in uyguladığı mezar taşı projesinin üzerine Profesör Emin Barın da şu satırları düştü: Orhan Veli 1914-1950 Yüzyıllardır Türk şiirinin üzerindeki geleneksel yaklaşımı yerle bir eden, kafiyeyi şiirden atarak devrim yapan Orhan Veli'nin mezar taşındaki bu kafiye ise kaderin bir cilvesi olarak görülüyor... Orhan Veli, o çok sevdiği İstanbul'u sonsuzlukta dinlemek üzere, şehrin en güzel yerinde derin bir uykuda...
Sayfa 215 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Nahit Hanım Ankara'da, Orhan Veli İstanbul'da yaşıyor. Haliyle yüz yüze görüşme imkânı bulamıyorlar. İşte bu noktada Orhan Veli şöyle yazıyor sevdiğine: "Benim için güzel şehir, çirkin şehir diye bir şey yok. Sadece senin bulunduğun şehir, bulunmadığın şehir." Bu ayrılığın aşkı daha da şiddetlendirdiği ise aşikar. Zira tarifsiz bir özlem okunuyor her satırda.
Sayfa 126 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Yazının yayım tarihi 1947. Yani Orhan Veli ve Nurullah Ataç'ın arasının iyice açıldığı, küslüğün zirvede olduğu dönem. Sait Faik'in kaleminde bu küslüğün geldiği noktaya tanık oluyoruz. İkili neredeyse birbirini tanımama noktasına gelmiş! "Şiirlerinin münakaşası bana düşmez. Seven mi haklı, sevmeyen mi? Orası bize ait değil. Nurullah Ataç onu yeter derecede tanıtmıştır. Ama kendisi Orhan Veli'yi tanımazmış. Geçenlerde bir mülakatta: - Orhan Veli mi? Tanımıyorum! demiş. Ben de Orhan Veli'ye sordum. O da onu tanımıyor. Bari birisi lütfetse de şairle münekkidi birbirini tanıştırıverse. Daha doğrusu barıştırıverse. Ama Nurullah Ataç dargınlığa pek dayanamıyor olmalı ki bıyık altından gülümsüyor ve: "Hakkını inkâr etmeyelim. İyi şairdir." diyor. Orhan Veli bıyık altından gülmüyordu. Gülmüyordu ama o da "Hakkını inkâr etmeyelim, şiirden anlayan adamdır." dedi.
Sayfa 100 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam