Dernhelm

Benden öğüt genç yazarlara: kimseye kendilerine "büyük" diye "üstad" diye tanımasınlar. Okusunlar, kendilerinden önce yazılmış olanları, o başka. Bütün sanatı bir başlarına yeniden yaratacak değiller ya! Ama bıraksınlar saygıyı, bilsinler ki kendilerinden önce gelenler de ancak kendileri gibi birer yazardır. Büyüklük, küçüklük yoktur sanat alanında. Şunu bunu "büyük" tanımak kişinin hızını kesebilir.
Sayfa 43 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
12 Nisan Pazar - Bir şairden açıldı. Biri: "O şair şu şiirin bu mısrasını Valéry'den almıştır." dedi. Şaştım doğrusu bu bilgisine. Fransızca bilmez, demek Valéry'nin şiirlerini okumamıştır ama bir Türk şairinin bu mısrasını o Fransız şairinden aldığını öğrenmiş, "aşırmacılık" görüyor onda. Pek kızarım bu kitapta, şu şiirde aşırma arayanlara. Kendilerinin öyle pek okumadıklarını, düşünmediklerini gösterirler de onun için. Biraz okuyan kişi, bir sözün, bir düşüncenin çok yerde, birbirine hiç benzemez yazarların eserlerinde bulunabileceğini anlamıştır. Artık düşüncelere bakmaz o kişi. Düşüncelerden çok deyişe bakar, bütüne bakar. Deyişten, bütünden anlamayanlardır ki düşüncelere, parçalara takılırlar. 13 Nisan Pazartesi - Dün yazdığımı okuyordum. Voltaire'in bir sözünü hatırladım. Adamın biri onun bir kitabını inceleyip birtakım aşırmalarını göstermiş, bunu duyunca gülmüş Voltaire: "Neden bu kadar yormuş kendini? Gelip bana sorsaydı, ben gösterirdim ona öteki yerleri de kimden aldığımı." demiş. Söylenmedik söz bulup söylemek dileği çocuklara, bilisizlere yaraşır.
Sayfa 42 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Bugünlerde bir gazete "saygı ve hürmet" diye yazmış, ben okumam o gazeteyi, Nurettin Artam'ın bir yazısından öğrendim. Nurettin Artam alay ediyor. Elbette alay edilecek şey. Ama yalnız o gazete mi bunu yapan? Dil değişimini istemeyenlerin çoğu, belki de hepsi böyle yazıyorlar. Kullandıkları sözlerin anlamını düşünmüyorlar, o sözlerin anlamı üzerinde durmuyorlar da onun için. Gelişigüzel kullanıyorlar birtakım sözleri, onlarda anlam dışında bir güzellik bulunduğunu sanıyorlar. Saygıyla hürmetin bir anlama geldiğini düşünüp yalnız birini kullanmak, ne dediğini bilen, bir şey söylemek için konuşan kimsenin işidir. Düşünmeyen ikisini bir arada kullanır. Sonra da: "Bakın! Ben ne güzel söyledim!" diye koltuklarını kabartır. Ama biz de güzel yazmak, yazmasını bilmek diye buna demezler mi? Bakın bütün edebiyatımıza, şöyle güzeldir, böyle güzeldir diye övülen şiirlerimizi bir okuyun, hepsi de bu biçim sözlerle dolu değil midir? "Azm-ü cezm-ü rezm etti" diye yazı yazma bizde uzun zaman bir ustalık sayıldı, "saygı ve hürmet göstermek" diye yazanlar işte o geleneğin yetiştirmeleridir. Bizde doğru yazı, gerçekten güzel yazı, eskiden kalma bütün kitapların kapanmasından sonra başlayacaktır, herhangi bir sebeple onları okundukça, onların etkisi sürüp gittikçe yeni yetişenler de kullandıkları tilciklerin anlamını düşünmeyeceklerdir. Kullandığımız tilciklerin anlamını düşünmemek de, düşünmemenin ta kendisidir.
Sayfa 41 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Sinemaya gidenler öyle mi gidiyor? Yalnız bizim için demiyorum, başka memleketlerde Avrupa'da, Amerika'da sinemaya gidenler öyle mi gidiyor? Milyonlarca insan görmüş Orson Welles'in Othello'sunu, bunların yüzde kaçı bilir Shakespeare'in eserini? Gidiyorlar, sonra da Shakespeare'in Othello'sunu gördüklerini sanıyorlar. Bana öyle geliyor ki bu türlü filmlerin büyük bir kötülüğü oluyor, birtakım şairleri, önemli eserleri çoğunluğa yanlış tanıtıyorlar, kalabalık, salt kalabalığın hoşuna gitmek için, çok müşteri çekip para kazanmak için yapılmış bir filmi görünce Shakespeare'in dünyanın övünerek gösterdiği bir şairin işte o olduğunu sanıyor. Kalabalığı Shakespeare'e yükseltmiyor o filmler, Shakespeare'i kalabalığa indiriyor.
Sayfa 39 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Bir yazar için en başta gelen şey deyiştir elbette, üsluptur. Düşünce olduğunu sananlar yanılırlar. Ne ile anlatırız düşüncelerimizi. Karıncalar küçücük oynak boynuzlarını birbirlerinkine dayar da öyle bildirirlermiş birbirlerine ne istediklerini, bizim var mı böyle boynuzlarımız? Bizim dilimiz var değişimiz var, deyişimiz var onunla bildireceğiz. Bunun içindir ki, deyişe önem vermeyen yazar düşündüklerini de önemlemiyor demektir. Onları karşısına bildirmenin yolunu aldırmıyor. Onları bildirmenin çaresini aramıyor. Ama biz de bu değil ki deyiş, bu değil ki üslup! Bizim yazarlarımızın çoğu, üslup deyince, birtakım parlak sözler kullanmayı girintili çıkıntılı tümceler kurmayı anlıyorlar. Düşünce büsbütün yitiyor, o pohpohlu lakırdıların altında. Kimse bir şey anlamıyor. Doğrusunu isterseniz anlaşılacak bir şey yok da onun için anlaşılmıyor. Onların çoğu deyişe değer vermediklerini, bir yazıda düşünce, bilgi aradıklarını söylüyorlar. Olabilir, ama yazarlar buna kapılmamalıdır, şunun için kim okurlarının aradıkları düşünceyi, bilgiyi göstermenin yolu gene deyiştir. Bir de şu var: okurların bir yazıda düşünce, bilgi aradıkları doğru mu? Onların asıl aradıkları kendi düşüncelerine, kendi bilgilerine uygunluk değil mi? Okurların çoğu, hepsi deneyecekleyin çoğu, okudukları yazılarda kendi inançlarının, kendi düşüncelerinin bir yankısını aramıyorlar mı? Bakıyorsunuz; sağcılar sağcıları, solcular solcuları beğeniyor, yalnız birbirinin dediklerini, düşündüklerini anlıyorlar. Bu, düşünceye değer vermek değildir, bir doğruya bağlanmak, belki de körü körüne bağlanmak, başka doğrulara, başka düşüncelere kötü kötü bakmaktır. Bağnazlıktır, taassuptur. Deyiş, üsluba ayrılmayanlar, yazarlar arasında da, okurlar arasında da ancak bağnaz olanlardır. Düşüncelerimizi, bilgimizi ancak
Sayfa 36 - Varlık Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat