Bir yazar için en başta gelen şey deyiştir elbette, üsluptur. Düşünce olduğunu sananlar yanılırlar. Ne ile anlatırız düşüncelerimizi. Karıncalar küçücük oynak boynuzlarını birbirlerinkine dayar da öyle bildirirlermiş birbirlerine ne istediklerini, bizim var mı böyle boynuzlarımız? Bizim dilimiz var değişimiz var, deyişimiz var onunla bildireceğiz.
Bunun içindir ki, deyişe önem vermeyen yazar düşündüklerini de önemlemiyor demektir. Onları karşısına bildirmenin yolunu aldırmıyor. Onları bildirmenin çaresini aramıyor.
Ama biz de bu değil ki deyiş, bu değil ki üslup! Bizim yazarlarımızın çoğu, üslup deyince, birtakım parlak sözler kullanmayı girintili çıkıntılı tümceler kurmayı anlıyorlar. Düşünce büsbütün yitiyor, o pohpohlu lakırdıların altında. Kimse bir şey anlamıyor. Doğrusunu isterseniz anlaşılacak bir şey yok da onun için anlaşılmıyor.
Onların çoğu deyişe değer vermediklerini, bir yazıda düşünce, bilgi aradıklarını söylüyorlar. Olabilir, ama yazarlar buna kapılmamalıdır, şunun için kim okurlarının aradıkları düşünceyi, bilgiyi göstermenin yolu gene deyiştir. Bir de şu var: okurların bir yazıda düşünce, bilgi aradıkları doğru mu? Onların asıl aradıkları kendi düşüncelerine, kendi bilgilerine uygunluk değil mi? Okurların çoğu, hepsi deneyecekleyin çoğu, okudukları yazılarda kendi inançlarının, kendi düşüncelerinin bir yankısını aramıyorlar mı? Bakıyorsunuz; sağcılar sağcıları, solcular solcuları beğeniyor, yalnız birbirinin dediklerini, düşündüklerini anlıyorlar. Bu, düşünceye değer vermek değildir, bir doğruya bağlanmak, belki de körü körüne bağlanmak, başka doğrulara, başka düşüncelere kötü kötü bakmaktır. Bağnazlıktır, taassuptur. Deyiş, üsluba ayrılmayanlar, yazarlar arasında da, okurlar arasında da ancak bağnaz olanlardır.
Düşüncelerimizi, bilgimizi ancak