MEHTAP

Yok olmak için değil var olmak için evleniyorsunuz..
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
Bir insanın kiminle evleneceği, onun yaşamının en önemli kararıdır diyor Cüceloğlu. Bu kadar büyük bir kararı verirken ne kadar 'farkında olarak' hareket ediyoruz. Günümüzün bize dayattığı ve sosyal medya aracılığla şirin gösterilen o şaşalı düğünler, pahalı gelinlikler, en yeni model ev eşyaları.. evliliğin neresinde? Ne kadarını oluşturuyor sahiden bunlar? Evlenmeyi düşünen, evlilik arefesinde olan, belki hayatımın bir noktasında biriyle bir yuva kurarım diyen herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Sadece partnerinizi değil çoğu zaman kendinizi değerlendirip, ben bu sorgulamada nerdeyim diyorsunuz? İlk defa Cüceloğlu okuyan biri olarak korku kültürü ve değerler kültürü kavramları ile bu kitap aracılığla tanıştım. Okuma sürecim boyunca kendimi de partnerimi de hatta her ikimizin aile ve sosyal çevresini bu bakımdan değerlendirme fırsatım oldu. Bu değerlendirme bana farklı bakış açılarıyla görebilme imkanı sundu. Kitabı kendi zihnimde özetleyecek olursam çok net iki şeyi söyleyebilirim. Bunların ilki, bir insan anne-babasından gördüğünü büyük bir kırılma yaşamazsa gelecek ailesine aktarıyor ve sorunlu ailelerde yetişen çocuklar ilerleyen hayatlarında partnerlerine değer vermeyen, 'biz' dilini konuşmak yerine her zaman 'ben' dilini tercih eden, korku kültürüyle yetiştiği için ödül- ceza sistemine aşina olan ve bu aşinalık sonucu mükemmelliyetçilik geliştiren ve partnerinin 'kendisi' kadar mükemmel olmasını bekleyen bireylere dönüşüyor. İkinci olarak ise, evlilik yoluna başlarken biricik sermayeniz olan sevgi, küçülüp yok olabilecek ya da büyüyüp gelişebilecek bir şey. Tüm bunlar sadece karı-kocanın değil ailelerinde elinde maalesef ki. Ve sadece sevginin var olması hiç bir şeyi güzelleştirmeye yetmiyor.
Hayata Dair
Evlenmeden ÖnceDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20217,5bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·249 syf.··
Beğendi
·
2021 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2021 01:52
Olmayan boş yer anlamına gelen Utopia ilk defa kullanılmasıyla birlikte kendinden sonra gelen benzer içerikli eserlere ‘kitap türü’ olarak adını vermiştir. Dünya tarihinin ilk sosyalisti ünvanını alan Thomas More tarafından 1516 yılında kaleme alınan kitap bize hayal edilmiş, umulmuş bir ülke, bir devlet yönetiminden ziyade dönemin İngiltere’si ile birlikte Sekizinci Henry ve yönetimini yeren bir eserdir. Thomas More’un kitaptaki silüeti olan Raphael Hythloday bir gemicidir ve daha önce gördüğü hiçbir topluma benzemeyen bir toplumla karşılaşır. Utopia adasını bize tüm ayrıntılarıyla anlatan Raphael yani Thomas More bizden ideal toplum ve yaşanılan İngiltere karşılaştırmasını yapmamızı istemektedir. Kitabın ikinci bölümünde göreceğimiz gibi Utopia’daki durum gerçekten dönemin Avrupa’sından çok farklıdır. Avrupa’da zorbaca hayat süren krallar varken Utopia’da muntazam ilerleyen bir düzen ve demokrasi vardır. Avrupa’da kilise baskısıyla karanlık dönem yaşanırken Utopia’da her şeyde olduğu gibi dinsel açıdan da hoşgörü vardır. Bunun akabinde hiçbir tapınaklarına tanrı figürü koymazlar. Çünkü herkesin tanrısı farklı olabilir. Avrupa’da derebeyleri toprak sahibi olup halkı sömürürken Utopia’da mal ve mülk sahipliği asla yoktur. Hatta her 10 yılda bir kurra ile evleri değişir, çünkü insan uzun süre kaldığı mekanı sahiplenme yoluna gider. Avrupa’da sınıf ayrımı ile birlikte kadın erkek ayrımı varken Utopia’da kadın erkek hep birlikte çalışırlar hatta savaşa bile birlikte giderler. Eserde ortaçağın ve baskın kilisenin hiçbir izi bulunmaz aksine Rönesans ve Rönesans’tan asla ayrı düşünülemeyen Hümanizmin tüm özellikleri görülür. Kitap bana dönemin İngiltere hatta Avrupası ile ilgili önemli bilgiler vermekle birlikte aslında insanların içlerindeki, hayal ettikleri ve
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,7bin okunma
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2021 10. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2021 01:42
‘Kayaların üstünde oturdum ve suyun ötesinde, kadınların özgür olduğu topraklar olduğunu düşündüm.’ Orta Doğu’da çocuk olmak, kadın olmak.. Henüz çocukluğunu yaşayamamış kız çocukları batıda akranları oyuncak bebekleriyle oynarken kendilerini kadın olarak buluyorlar. Ve hayatları boyunca asla bir ‘birey’ olmamakla birlikte ‘kadın’ kelimesinin onlara yüklendiği anlamla eziliyor ve ezdiriliyorlar. Binlerce kayıp hayat var bu coğrafyada. Binlerce çalınmış hayat. Bunu kimi zaman hükümetler yapıyor, kimi zaman adları belli dönemlerde değişen islam temelli terörizm grupları kimi zaman da hükümet destekli terörizm grupları. Tüm bu yaşananlar yüzlerce binlerce sene önce değil şu an günümüzde ve yarınımızda var olmuş ve olacak gerçekler. Bu kitap tüm bu gerçeklere karşı henüz 11 yaşında direnişe başlayan bir Peştu kızınının hikayesi. Taliban kuvvetleri Pakistan'ın Svat Vadisi'ni kontrol altına aldığında , susturulmayı reddederek eğitim hakkı için mücadeleye giriştiği ve düşüncelerini dile getirdiği için Taliban tarafından başımdan vurulan ve mucizevi bir kurtuluşla hayata dönen ve çok sevdiği topraklara dönemeyen Malala’nın hikayesi. Bu kitap bana sadece Malala’yı değil Pakistan’ın ilk kadın aktivisti ve ilk kadın başkakanı olan, kadın haklarını savunduğu ve yaptığının ‘günah’ olduğunu savunan zihniyetler tarafından katledilen Benazir Butto ile de tanıştırdı. Bu topraklarda nice Malalar nice Benazirler var. Umarım bir gün güçleri; yanında 5 yaşında bile bir erkek çocuk olmadan dışarı çıkamayan, sırf kız bebek doğurduğu için hor görülen, yabancı bir erkekle konuştuğu görülüp kırbaçlanan, ellerinden kalemleri kitapları zorla alınıp bir erkeğin merhametine köle edilen, beyaz renk erkek rengidir deyip beyaz ayakkabı giydiği için cezalandırılan, sırf oje sürdükleri için
Ben MalalaMalala Yusufzay · Pegasus Yayınları · 20193,815 okunma
“Her içgüdü, bir ırksal hatıradır.”
7/10
·152 syf.··
2021 7. kitabı
Yazarın daha önce Martin Eden ve Beyaz Diş kitaplarını okuduğum halde farklı bi Jack London ile tanıştım bu kitapta. Okuru bambaşka bi konuyu ele alarak şaşırtmayı başarmış. Binlerce yıl önce yaşamış atasının, çocukluktan gençliğe kadar tüm rüyalarını ele geçirme hikayesini okuduk. Henüz 4 yaşındayken başlayan bu rüyalar sonrasında tüm hayatını ele geçiren ve tüm bu rüyaların nedenini öğrenme yoluna çıkan bir serüvenle son buldu. Sahiden de binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın yaşadıklarını, duygu ve hislerini bir ırksal hatıra olarak beyinlerimizde taşıyor muyuz? Weismann’ın ‘germ plazma’ teorisine göre hepimiz insan ırkının, atalarımızın bütün evrim hatıralarını bu aracı sayesinde tüm benliğimizde taşıyoruz ve gelecek nesillere aktarıyoruz. 1906 yılında yayımlanan eser, Charles Darwin’in 1859 yılında yayımladığı ‘Türlerin Kökeni’ ve 1871 yılında yayımladığı ‘İnsanın Türeyişi’ adlı eserlerden sonra ortaya çıkan ‘tarihöncesi edebiyatı’nın öncülerinden. Kitapta bahsedilen 3 türün (Kocadiş’in mensup olduğu ‘Halk’; Tezcan’ın mensup olduğu ‘Ateş İnsanları’ ve Kızılgöz’ün mensup olduğu ‘Ağaç İnsanları’) günümüzde tartışılan Ardipitekus, Homo erectus ve Homo sapiens kavramları ile benzerliği şaşırtıyor. Teknolojinin henüz gelişmediği, şu an sahip olduğumuz çoğu bilgiye henüz erişilemeyen bu dönemde homo erectus ve homo sapiens kavramı 20. Yy sonlarına doğru anılır olmuşken nasıl oldu da Jack London 1906 yılında bu kadar öngörülü olabildi? Kocadiş’in güzel ve eğlenceli hikayesinin yanısıra beni kitaba bağlayan asıl nokta çevirmenin kitap sonuna yaptığı açıklama ve paylaşımları oldu.
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526bin okunma