Gece Kelebeği, yalnızca bir hikâye anlatmıyor;Dersim Olayları sonrasında yaşanar sürgünleri, devletle așiretler arasındaki çatışmaları ve yöre halkının çektiği zulmü bir kız çocuğunun gözünden anlatıyor.
Çünkü çocuk bakışı; olup biteni anlamlandıramasa da zulmü, korkuyu ve yoksunluğu bütün çıplaklığıyla hissettir.
Bu yüzden okurken acı daha da derine işliyor.
Özellikle anne karakteri Fecire Hatun'un çaresizliği ve ayakta kalma mücadelesi kitabın en güçlü damarlarından biri. Bir annenin evladını koruma çabası ile hayata tutunma savası iç içe geçiyor. Onun sessiz direnisi, roman boyunca insanın içine işleyen bir ağırlık bırakıyor.
Yazarın en etkileyici yanlarından biri de mekân anlatımı. Dersim'in köyleri, dağları, ormanları öyle canlı anlatılmış ki sadece okumuyorsunuz, sanki siz de yolları yürüyorsunuz. Bir yanda acı, bir yanda annenin kızına anlattığı masallar... Karanlığın içinde küçük bir umut Işığı qibi.
Romanin sert gerçekliğine rağmen okura nefes aldıran, umut duygusunu diri tutan bölümler bunlar.
Devam kitabı On iki Dağın Sırrı ise bu hikâyenin öncesine giderek zulmün, haksızlıkların ve sürgünlerin nasıl başladığını anlatıyor.
Böylece iki eser birlikte okunduğunda yalnızca bireysel bir dram değil, toplumsal bir hafıza da ortaya çikıyor.
Kısacası bu kitaplarda yalnızca sayfaları çevirmiyorsunuz; acının, direncin ve kaybolmayan insanlığın içinden geçiyorsunuz...