"İSABEK: Biz yazarların da nice zorluklarımız vardır. Sözün gelişi, hadi gle de senin gibi birinden olumlu bir adam, çağımızın anlayışına uygun bir kahraman yarat. Kendin kahraman olmak istemedikten sonra bizim elimizden ne gelir?
MEHMET: Sana göre bütün amaç kahraman olmak mıdır?
YUSUF TATAYEVİÇ: Yeryüzünde ne diye yaşıyoruz öyleyse?
ANV^R: Doğru, kahramanlıktan yüce bir şey yoktur..."
"Yoksa durmadan gerektiği biçimde yaşayıp yaşamadığımızı tartışalım diye mi? Bütün bu tartışmalardan amaç ne? İnsan insan olalı aradığı gerçeği bulmak bize mi düştü,
MEHMET: Ama biz de insanız. Durmadan gerçeği aramak bizim en zayıf yanımızdır.
ALMAGÜL: İyi ki Fuji-Yama’da yalnız yiyip içmekle kalmadık, «yaşamın anlamını» da doya doya tartıştık. Demek, tartışma, araştırma özelliğimiz yitmemiş daha. Bu duruma göre hâlâ genç; sayılır mıyız?.."
"GÜLCAN: (Başını sallar, fısıltıyla) Ne korkunç! Ne korkunç! Aşağıda ölü bir kadın yatıyor, bizim yüzümüzden ölen bir insan.. Bunların aldırdıkları bile yok, sorumluluğu kimse üzerine almak istemiyor. Diz çöküp pişmanlıklarını söyleyecek, af dileyecek yüreklilikleri olsa bari! Orada bir kadın ölmüş yatıyor, bunlar batan bir gemiden kaçışan sıçanlar gibi, her biri sıvışacak bir delik arıyorlar. Aman Tanrım, ne insanlarmış! Ne küçük, değersiz, korkak yaratıklarmış bunlar.."