Kitapta bizi karşılayan ilk hikaye, misafiri eve buyur ettiğimizde aldığımız evin güzel odalarından biri gibi, öyle davetkar ve misafirperver. Kitabı okudukça hikayelerin bozkır içtenliği bizi bir sarmala alıyor, bu samimiyet bizi neredeyse ön kapaktan arka kapağa hızlı bir tren yolculuğuna çıkarıyor. Karakterlerin hayal kırıklığını, aşkını, yorgunluğunu topuklarımıza kadar yaşayabilme imkanı veriyor kitap bize. Hasılı, buram buram taze ekmek kokan, yer sofrasında yemek yenilen bir ev kokusunda, sarı ve sıcak. Naçizane tavsiyemdir; kitaba başlamadan metropol/büyükşehir ceketinizi çıkartıp elinize kolonya sürüp demli çayınızla başlayın. Bozkıra ayağımız alışsın.
Mevsimlerin yüzü sanki ağaçlardır. Bizim ruh hallerimizi ele veren nasıl yüzlerimizse, içinizden haberler benzimizde sarılık ya da bir tebessüm olarak dışarı vuruyorsa, mevsimlerin hallerini de evvela ağaçlardan takip ederiz.