Herhangi bir duygu içerisinde olmak, hissetmek, bilmek hiç bir şeyin anlamı yok. Bizler yoksul çocuklar; zamanımızla, bedenimizle, ruhumuzla ve yüreğimizle mücadeleye devam etmek zorundayız... Şimdi sinir bozucu zihnini kapat ve kendini hayal et. Nasıl biri olurdun? Tersini de yap sonra hislerini kapat ve nerde olurdun düşün. Tekrar dön kendine bu geri kalmış varlık nerede daha çok mutlu ve bu prangalanmış hisler bütünü varlık bunun için ağlayacak mı yoksa kalkıp mücadelesini vererek bulunuşunu anlamlı hale getirmeye çalışacak mı? Gökhan ARMAN
(Fazlaca olüm ve olumsuzluk içerir )
İnsan onuru, gururu ve şerefi için yaşamıyorsa ya da yaşarken başkasının onurunu, gururunu ve şerefini zedeliyorsa baştaki kelime artık geçersizdir. En tahammül edemediğim tipler bunlar. Kendisinde bunların varlığı yok diye başkalarında da yok sanıyor. Bu büyük bir hata. Normal ilişkilerde ya başlatmıyorsun ya da anında silebiliyorsun. Ama sevdiğin insanla ilişkinin ortasındayken bu tarz olaylar yaşandığında anında silsen de aptal sevgi var. Mantıksal olarak kapı önüne koyarken sonra koyan sen değilmişsin gibi ağlayabiliyorsun. 😅😅🤦‍♀️ Ya da onun yüzüne nefret kusarken ve değersiz davranırken sevgini gizlemek zorunda kalıyorsun. Bilmiyorum ama özsaygımı zedeleyen insanlara küçükken de sınır çizip direkt silerdim. Bunu da çoğunlukla çocuklar değil büyükler yapardı. Çoğu insanı severken silmiş biri olarak acı vericiydi ama bilmiyorum madem aile ya da dost vs. o zaman o değerli konumları hak edecek olmalıydılar. Düşman gibi davranıp dostluk beklemeyecek gururları ve şerefleri olsundu değil mi? Ortada sevgi varsa içinde olumsuzluğun hiçbir türünü kabul etmiyorum. Evet tartışılır ya da zıtlıklar olabilir ama bunun da saygı versiyonu mevcut. Yapıcı versiyonu mevcut, sakin ve normal üslup versiyonu mevcut. Eee sadece onlara değil de bana mı vardı? Sildiğim insanlar arasında çekirdek ailem de var. Zorundalıktan bazen bir aradayız ama yan yana oturmak bir yakınlık değil ki, mesela otobüste de yabancı bir insanın yanında oturuyoruz? Okula başlarken de öyle. Hayatımda olmaları kopmadığımız anlamına gelmiyor. Bir ara bunu düşündüm, sonradan aileme katılanları o tarz davranışlarında anında silerken ailemi de silmiştim. Hem de o zorundalıktan ötürü maalesef defalarca olmuştu, hiçbiri birinci de sınırlı kalmamıştı. Bu da kendimde olan teorileri destekleyen bir şeydi. Çünkü bazen o
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da
Her şeyi hissedebilme, her şeyi hissetme yeteneği yorucuydu. Kendini bir ses tonusu, ironik bir yorum, kaldırılmış bir kaş ile kapılmasına izin vermek. İnsanlarla kendisi arasında engeller koyamazdı. Kendi kendine dedi ki, bu sefer deneyeceğim, silahlı, kasklı, zırhlı çıkacağım, kimsenin bana bıçak darbesi vermesine izin vermeyeceğim. Ama hiç işe yaramadı. En ufak bir şey onu kaşıdı ya da mutlu etti. En ufak bir şey onu aşağı düşürdü ya da içinde umut ve sıcaklık dalgası yarattı. Ben büyük bir baz içim, dedi kendine kendini gülümsemeye, kendine gülmeye teşvik etmek için. Görevlerle dolu büyük bir blot kitabı. Katherine Pancol
… Ya çok seviyoruz çocuklarımızı ya da tam anlamıyla ilgisiziz… Sevgiyle büyümek, sevgiyi verenin de alanın da karşılıklı hoşnutluğuyla ölçülebilen bir kavram. Neye göre sevmek, nasıl sevmek, kendini tatmin etmek için mi, mutlu etmeye yönelik mi? Kendi korkularını çocuklarının üstünde yok etmeye çalışanlar, katlanılamaz ölçüdeki korumacı tutumlarıyla önce kendileri yaralıyorlar çocuklarını, sevgilerinin kurduğu hâkimiyet kalesiyle tüm sorunları çözdüklerini düşünüyorlar. Ancak sevgisiz ve ilgisiz büyüyen çocukların durumu daha güç ne yazık ki. Keşke, anne-baba okulları olsaydı, nasıl iyi bir anne-baba olunur, öğretilseydi çocuk sahibi olmayı düşünen çiftlere; ama ülkemizde düşünülerek gerçekleştirilen eylemler sonucunda doğmuyor bebekler ve çoğalttığımız ‘keşke’lerle büyüyüp insan olmaya çalışıyorlar. Bizlerse mutsuzlukla beslenen her çocuğun ardından, keşke anne-baba olabilme özelliğini taşımayan insanlar çocuk sahibi olmasalardı, demeyi sürdürüyoruz…
Satrançmı ? Niye şaşırdın!!
Saçmasın,hiç olmadığı kadar Elimden geliyor artık yazmamak Gitsen artık? Karakterini koysan ortaya öyle gitsen yeter gari. Bilmiyorum kendime yabancıyım bir süredir, ben neler yaşamışım böyle ,üzülmüyorum yaptıklarıma sadece sanmışım ,sanmak garip birşey Kafama takmaya gerek yokmuş gözleri, hisleri yada direk hayatından beni çıkarmış birini Koşturmamak gerekmiş,sevmemek gerekmiş Bu çağa ait değilim eminim buna, sevgimin peşinden niye gittiysem!, bitmiş birşeyin peşinden neden koşturduysam! Beklenti nasıl birşey acaba , birinden birşey beklemekmi, mesela bir insandan anlayış istemek falan yada sevgi dilenmek yada sevgisinden emin olmayımı beklemek beklenti bilmiyorumya ben beklentileri karşılayamıyorum işte mesela bana güven vermiş birinin yanında hiç susmam , öyle öyle susmam Bencede , Bahanlerin altına sığınıp bunu kendine onaylatamayan onaylasa bile bunları yok sayan birine karşı rahat olunamazya İnsan merak ederya , ederde eğer sorduğu sorulara cevap gelmeyeceğini bilirse merak içinde kalır sormayada gerek duymaz.. bana değer verdiğini söyleyipte benden rahatsız olman 🫨 Unutulur gözler amaaaaaan sen yeterki iste saniyleri alıyor silmek hatta yok etmek Böyle işte Yazmayı istediklerim bunlarmı, tabiki hayır. Onların yeri bu yazıydı ama insanın içinden gelirys hani bazı şeyler (sen bunu çok bilirsin, içinden gelmeyişini) benim geldide buraya yazmak gelmedi.. Birgün… Seni çözdüm, herşeyini çözdüm çokta zor biri değilmişsin Sadece tek birşey , tek birşey yeterliydi samimiyet Seni o karanlığın içine ben gömmemiştim ama sen o karanlıktan çıkmak için senin yanında herşeye rağmen duran ,beklentilerini içine gömen, sadece o okuldan edindiğin dertleri yıktığın ve sesini bir kere bile çıkarmayan ve bütün enerjisini istemeden yada isteyerek aldığın seni seven kişiyi