34- Renata Salecl – Kabalık Çağı
Puan vermedi·
34- Renata Salecl – Kabalık Çağı Nezaketin Maskesi Neden Düştü? Renata Salecl’in Kabalık Çağı kitabı, ilk bakışta gündelik hayatta giderek daha fazla karşılaştığımız saygısızlık, öfke ve tahammülsüzlük üzerine yazılmış gibi görünür. Ancak kitap ilerledikçe mesele yalnızca insanların daha kaba davranması değildir. Salecl, kabalığı bireysel bir karakter kusuru olarak değil; neoliberal kapitalizmin, rekabet kültürünün ve performans baskısının ürettiği toplumsal bir belirti olarak ele alır. Kitabın temel sorusu oldukça basittir: Neden birbirimize karşı daha tahammülsüz hale geldik? Bu soruya verilen yanıt ise yalnızca görgü kurallarıyla açıklanamayacak kadar kapsamlıdır. Salecl’e göre kabalık, insanların iç dünyalarındaki kaygılarla, toplumsal düzenin beklentileriyle ve ekonomik sistemin yarattığı rekabet ortamıyla yakından ilişkilidir. Mutlu Olmak Zorunda Mıyız? Kitabın dikkat çekici bölümlerinden biri, günümüzde mutluluğun nasıl bir zorunluluğa dönüştüğünü tartıştığı kısımdır. Salecl, modern insanın yalnızca başarılı değil, aynı zamanda sürekli mutlu görünmek zorunda bırakıldığını savunur. Kişisel gelişim kültürü, motivasyon konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları bireye sürekli aynı mesajı verir: “Yeterince istersen başarabilirsin.” Bu söylem ilk bakışta olumlu görünse de Salecl bunun karanlık bir tarafı olduğunu gösterir. Eğer başarı tamamen bireyin çabasına bağlanıyorsa, başarısızlık da kaçınılmaz olarak bireyin suçu haline gelir. Böylece yapısal sorunlar görünmez olurken insanlar kendi yetersizlikleriyle mücadele etmeye başlar. Bu noktada kitap, çağdaş mutluluk söylemlerine önemli bir eleştiri getiriyor. Narsisizm ve Kendini Pazarlama Baskısı Salecl’e göre günümüz insanı yalnızca yaşamakla yetinmiyor; kendisini sürekli pazarlamak zorunda hissediyor. Sosyal medya
İnceleme
Kabalık ÇağıRenata Salecl · Metis Yayınları · 20266 okunma
Puan vermedi·570 syf.··
2026 100. kitabı
ANİTA FELİPOVA~UYUMADAN ÖNCE TUTTURDUĞUM DİLEK~ Selam.Bugün sizlere bir veda kitabı ile geldim.Sevgili @anitafelipova ‘nın kaleme aldığı #uyumadanöncetuttuğumdilek serisine veda ediyoruz.Uzun ve güzel bir yolculuktu.Bahar Nazike ve Ozan(İskeçeli)ile çokça ağladık,güldük,aşık olduk.Onlarla bir çok zorlu mücadelenin üstesinden geldik.Bazen onlara çok kızdık.Hele Bahar’a bazı yerlerde biraz fazla kızmış olabilirim.Ama yaşadıklarını düşününce bazıları var ki iyi dayandı.Bahar’ın son ana kadar çok mu saf çok mu akıllı olduğuna bir türlü karar veremedim.Ama bence akıllı saflardandı.Ve Ozan bu hikayenin en güzel yanıydı.Ozan’ım öyle güzel sevdi ki.Bir kadının başına gelebilecek en güzel mucize derim Ozan için.O kadar sınavlardan geçtiler ki.Onların artık kavuşup dolu dolu aşk yaşayacaklarına olan inancımı yitirmek üzereydim.Ama neyseki son kitapta güzel dolu dolu yaşanan bir aşk okuduk da bizler de onlar için mutlu olduk.Yazar farklı anlatım tarzıyla da kalemini bizlere sevdirmeyi başardı. Bu kitapta ayrıca yalnızca Ozan ve Bahar’ı okumuyoruz.Öncelikle onlarla İskeçe’ye gidiyor büyük babası ve büyük annesiyle tanışıyoruz. Büyükannesi bize hem kendi aşk hikayesini hem de Ozan’ın annesinin hikayesini anlatıyor. Açıkçası Selma’nın nikahı beni çok etkiledi.Hatta ağlattı bile diyebilirim.Peki bu kadar mı tabii ki değil.İskeçe‘nin ardından babasının yanına geçiyorlar ve burada da bizi babası Rıfat’ın ve Meral ablasının hikayesi bekliyor.Meral’i çok sevdim ve açıkçası hikayesi de beni çok etkiledi.Bence Meral Rıfat’ın ve Ozan’ın başına gelen en büyük şanstı.O güzel kalbine dert uğramasın dedim hep. Eh bir de bizim aşk böcüklerimiz Leyla ve Levent vardı ki onları okumak da ayrı bir keyif verdi.Leyla’nın kendini değiştirmesi ve kişiliğini oturtması,Levent’in de ona her konuda destek
Uyumadan Önce Tuttuğum Dilek 4Anita Felipova · Kaktüs Sanat Yayınları · 202611 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 100. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:59
Ember Hollow Ejderhaları serisinin üçüncü ve final kitabı olarak hikâyeyi kaldığı yerden devam ettiriyor ve serinin tüm önemli noktalarını bir araya getirerek okura veda ediyor. İkinci kitabın sonunda Hayden’ın kaçırılmasıyla yarım kalan olaylar burada doğrudan devam ediyor. Hayden gözlerini hiç tanımadığı bir yerde açarken, onu kaçıran kişinin sandığından çok daha tehlikeli ve sinsi biri olduğunu öğreniyor. Bu süreçte yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da büyük bir sınav veriyor. Gerçek kimliğini öğrenmesi, sahip olduğu gücün farkına varması ve kaderiyle yüzleşmek zorunda kalması karakter gelişimi açısından kitabın en güçlü taraflarından biri olmuş. Kitap boyunca Hayden’ın yaşadıkları gerçekten üzücüydü. Eşlerinden uzak kalması, aralarındaki bağın zayıflaması ve bunun ona hem fiziksel hem de ruhsal olarak zarar vermesi, yaşadığı çaresizliği okura hissettiriyor. Diğer tarafta Knox, Cael, Maddox, Cillian ve Easton’ın Hayden’ı bulmak için verdiği mücadeleyi okumak da oldukça keyifliydi. Her ne kadar hepsi güçlü ejderhalar olsa da zaman zaman sahip oldukları güçlerin ve imkânların yeterince kullanılmadığını düşündüm. Bu nedenle bazı olaylar daha kolay çözülebilecekken uzatılmış hissi verdi. Serinin en merak edilen noktalarından biri olan Hayden’ın gerçek kimliği ve dönüşümü ise kitabın en tatmin edici bölümlerinden biriydi. Özellikle Hayden’ın sonunda kendi gücünü kabul etmesi, dönüşümünü gerçekleştirmesi ve hikâyenin sonlarına doğru daha güçlü bir karakter olarak karşımıza çıkması hoşuma gitti. İlk kitaplardan itibaren birçok kez kurtarılmayı bekleyen bir karakter gibi görünürken, bu kitapta kendi kaderini şekillendiren biri hâline gelmesi güzel bir gelişimdi. Romantizm tarafında ise seri yine kendi çizgisini koruyor. Eş bağı konusunun tamamlanması, tüm
Alevlerin ŞafağıTessa Hale · Nox Yayınları · 202646 okunma
BU GÜNÜN TARİHİ- Bütün Yarınlara
10/10
·152 syf.·
Beğendi
·
2026 82. kitabı
Selam. ekin ✧ sayesinde başlayabildiğim ve kesinlikle hakkının verilmesine ihtiyacım olan bir kitaplayız bu gün. Bir de Balçın ile okumaya karar verince tüm bu süreç daha büyüleyici bir hâl aldı. All Tomorrows’a başlamadan önce bile beni sarsacağını biliyordum çünkü ben hortlaklardan değil, biyolojiden korkuyorum. Bir canavarın saldırmasından çok, bir gün bambaşka bir şeye dönüşebilecek olmamız fikri beni rahatsız ediyor. İnsan bedeninin ve evrimin sınırlarının ne kadar esnek olduğunu düşünmek bile ürkütücü geliyor. Bu yüzden kitabın yarattığı korku, klasik bir korku değil; insanın kendi potansiyelinden duyduğu korku. Kitabı okumaya başladığım ilk anda kendimi sanki bir Star Wars evrenindeymiş gibi hissettim; ancak bu kez yaratıkların yalnızca var olduğu değil, biyolojik olarak nasıl işlediğinin de anlatıldığı bir versiyonuydu bu. Genişletilip filme uyarlanabilecek muazzam bir potansiyel taşıyor. Üstelik bütün bunların arkasındaki kişinin henüz genç yaşlarda bu fikri ortaya atmış olması hayranlık uyandırıcı. O tasarımlar, o düşünce biçimi, o ölçekte bir hayal gücü... İnsan ister istemez etkileniyor. Daha da etkileyici olan şey ise yaratıkların yalnızca ilginç görünmesi değil, gerçekten yaşayabilecekmiş hissi vermesi. Çok büyük bir biyoloji bilgisine sahip olduğumu iddia edemem ancak bildiklerim ve sonrasında yaptığım araştırmalar sayesinde yaratık tasarımlarındaki ustalığı görebildim. Gözleri olmayan bir canlıya farklı algı organları verilmesi, ağır uzuvlara sahip bir türün vücut dengesinin düşünülmesi gibi detaylar bile yazarın konuya ne kadar hâkim olduğunu gösteriyor. Sadece biyoloji de değil; tarih, felsefe, coğrafya ve hatta sosyoloji bilgisi de satır aralarında kendini belli ediyor. Böylesine özgün, cesur ve hayal gücü yüksek bir eserin yaratıcısının Türk
Duygu ve Düşünce
All Tomorrows Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 042 okunma
Puan vermedi·687 syf.··
Beğendi
·
2024 15. kitabı
Suç ve Ceza Dostoyevski’nin en çok bilinen romanlarından biridir. Roman yazıldığı dönem olan 1800’lü yıllardan günümüzü kadar en çok tartışılan konuyu işler “Toplum için suç işlenebilir mi?” Ana karakter Raskolnikov biri bir kişiyi öldürdüğünde bunun ayıplanması gereken bir suç olduğunu ama Napolyon biri gibi büyük bir gaye uğruna yüz binlerce kişiyi öldürünce bunun bir kahramanlık sayıldığını fark eder. Bunu sorgular ve bir sonuca varır. İnsanlar ikiye ayrılır: sıradanlar ve olağan üstüler. Sıradanlar uysal, otoriteye boyun eğmiş, sistemin küçük bir dişlisi olan insanlardır. Onların büyük gayeleri yoktur. Ama olağan üstüler, onlar faklıdır. Onların büyük gayeleri vardır. Onlar otoriteye boyun eğmezler. Onlar bu bozuk çarklı sistemi düzeltecek olan insanlardır. Onların gayeleri uğruna suç işleme hakları vardır. Raskolnikov da bu fikirden yola çıkarak zengin ve kötü bir kadın olan. Topluma hiçbir faydası olmayan tamimiyle bireysel çıkarlarını gözeten tefeci kadını öldürmeye kara verir. Bu adete toplum otoritesine karşı bir başkaldırıdır. Herkesin göz yumduğu adaletsizliğe, kötülüğe, sınıf eşitsizliğine karşı elindeki baltayı savurur Raskolnikov. Ama hissetmesi gereken duyguları hissetmez. Onun gibi bir olağan üstü insan yaptığı şeyden onur duymalı ve diğer insanlarında onu takdir etmesini sağlamalıdır. Herkese kanlı baltasını göstererek bakın görüyor musunuz gücü elinde tutan bir haşereyi daha yok ettim büyük bozuk çarkı düzelttim demelidir. Ama o bunların hiçbirini yapamaz. O korkar. O kadar korkar ki artık kanlı olan baltasını tekrar savurur ama bu sefer toplumun çıkarı için olan büyük gayesi uğruna değil kendi bireysel çıkarı uğruna. İşlediği korkakça suçu örtmek için. Masum birini öldürür. O zaman anlar Raskolnikov kendisinin olağan üstü olmadığını. Aslında hep
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,5bin okunma
10/10
·560 syf.··
2026 19. kitabı
Merhabalar Efendim Sizlere en değerli serilerimden olan Bronz'un final kitabı ile geldim. Baştan söyleyeyim bolca duygu yüklü ve spoiler içeren bir yorum olacak. Dikkat edenlere duyrulur. Serinin final kitabı olduğu için konu kısmını atlayarak direk yoruma geçiriyorum. Bronz'un Hisarın hastalığını öğrendikten sonra onu bir onu tedavi için bir kliniğe yatırmasıyla biten son kitabımızın ardından tedavi olan Hisarı okuyarak başlıyoruz bu kitabımıza. Hisar tamamen hastalığından kurtulmuş durumda ama zorlu günler aslında onu Bronz cephesinde bekliyor. Bronz Hisara çok kızgın ve çok kırgın. Kendisini düşünmediği için, onu düşünmediği için, beraber yaşayacakları geleceklerini düşünmediği için, kendini bazı şeylere feda ettiği için. Hem kızgın hem Kırgın olan bir bronz okuyoruz. Hisar ona yaşattıkları için çok pişman ama kendi içinde de haklı sebepleri var ve bu süreçte Hisar'ın Bronz'a kendini affettirmesini ve onun peşinden bir adım olsun ayrılmamasını okuyoruz. Bronzu anlayabiliyorum o yüzden sert davranışlarını, soğukluğu gayet anlaşılabilir. Hisar'ın da yaptığı ile yüzleşmesi ve kendine ne kadar doğru gelse de sevdiği adamın bakış açısından baktığında ve bu durumla bil hassa kendisi de karşılaştığında Bronz'un ne hissettiğini, nasıl kırıldığını gayet iyi anlıyor ve bundan duyduğu pişmanlığı da her defasında dile getiriyor. Bazı şeylerin sonuna geldik final kitabımızda. Çözülen sırlarımız var, geçmişin karanlık perdesi ile yüzleşiyor karakterlerimiz. Fedakarlıklar sonucunda kaybettiğimiz karakterlerimiz var. Çok ağlayarak okudum o kısımları. Aslında Serdal'ın ölmesine üzülmemem gerektiğini biliyordum, çünkü herkes ailesiyle birlikteyken O da en güzel şekilde ailesinin yanına gitmeliydi ve onlara kavuşmalıydı. O yüzden içim bir parça buruk olsa bile onun için en güzel
Bronz 6Özge Naz · Guardian Yayınları · 202679 okunma