Bazı kitaplar vardır anlattığı dünyaya girebilmek için çaba göstermeniz gerekir. Kızıl Kahkaha kısa bir roman olmasına rağmen sadece yarattığı dünyayı canlı hale getirmekle kalmıyor sizi de bir parçası haline getiriyor.Kısa ve vurucu betimlemeler öyle iyi kullanılmış ki bazı noktalarda bomba seslerini duyuyor, sahra hastanesindeki homurtulardan rahatsız oluyor,güneşten dudaklarınız kurudu sanıyorsunuz. Leonid Andreyev bu anlamda sayfalar üzerinde film çekmiş dersek yanılmış olmayız.
---Spoiler----
Betimlemelerin ve canlı dünyanın yanı sıra kitabın hikaye anlatımında tercih ettiği yöntem takdire şayan. Parçalardan oluşmuş iki bölüm var ve bu bölümler karakterin gözünden anlatılıyor. Bu parçalar karakterlerin yırtılmış veya zarar görmüş günlüklerinden okunaklı kalmış parçalarını okuyormuş gibi hissettiriyor. İlk bölümde karakteri ve savaş alanında yaşadıklarını öğreniyoruz, ikinci bölümdeyse kardeşinin gözünden savaş atmosferinin insanların dengesini nasıl bozduğunu görüyoruz. Hikaye boyunca en sevdiğim nokta klasik savaş anlatısının tercih edilmemesi oldu. Bir düşman var, insanların zihinlerini ve dünyayı sarmış vahşi kızıl kahkaha. Kızıl kahkaha duyulduğunda ne düşman ondan kaçabiliyor ne dost. Kim olursa olsun sonunda kızıl kahkaha daima kazanıyor. Birbirini öldürmek isteyen askerler, kan içmek isteyen insanlar, kendi tarafına saldıran taburlar, trenle toplanan cesetler ve en korkuncu savaştan canlı kurtulanlar. Karakterin savaştan döndükten sonra yaşadıkları size keşke ölseydi dedirtiyor. Dehşet verici olansa karakterin hayata tutunan pozitif biri olmasına rağmen etrafındaki insanların bir türlü savaştan önceki insanla aynı insan olduğunu kabullenememesiydi.Bir bisiklete binebilmenin bile özlenebilir bir şey olması hatta sandalyeye tek başına oturabilmenin