Ah bu benim oyunum için de harika bir numara olmaz mı? Yalnızca başkalarını aldatabilene nasıl büyük yalancı denir? Asıl kendine yalan söyleyip bir de ona inanacaksın -işte sanat budur!
Peki ama ne yapayım Aziz Beyefendi? Yolumu bulamıyorum. Çocukluğumda tam da kiliselerde Bana sevmek zorunda olduğumu öğrettiler, Ben de inandım, ama işte.
-Çocukluk ya, evet... -diye mırıldandı; kederle gözlerini kırpıştırmaya devam ediyordu,- şu çocuklar, evet. Ama artık çocuk değilsiniz değil mi? Unutun her şeyi. Geride bırakabilmesi, insanın en mucizevi kabiliyetidir, biliyor musunuz?
-Sizin talihsizliğiniz, Bay Wandergood, insanları fazla sevmeniz...
-Ama komşunu sev...
- Bırakın komşularınız birbirini sevsinler, siz bunu onlara öğretin, öğütleyin ama siz neden böyle yapasınız? Fazla sevdiğinizde, sevilen nesnedeki eksiklikler fark edilmez olur, hatta daha da kötüsü: O eksikliklere meziyet atfedilir. Oysa eksikliklerini bilmezseniz, kusurlarını iyi niyetlerine yorarsanız insanları nasıl doğru yola çeker, onları mutlu edebilirsiniz? Sevmek arzulamak demektir ve arzu da gücü öldürür.
Ne zaman elime bir polis copu alıp kafamın içindeki kargaşaya düzen vermem gerekse, elim ayağıma dolaşıyor: Olgular sağa! Fikirler sola! Duygular, siz de bir adım geriye! - Yolu açın -, yüce Bilinç hazretleri geçecek; gerçi koltuk değneklerinden zar zor adım atmakta -, ama olsun. Yoksa olmaz! Yoksa gürültü ve kaos çıkar. O yüzden, herkes hizaya.
Sarı parlak ışık,acı çekmekte olan bedenin üzerine vurdu...ve birden...bütün her şey üzerimden gitti...bütün sersemliğim...bütün öfkem,üst üste yığılan tutkulardan oluşan bütün o pis gübre yığını...artık yalnızca doktordum.Kendimi unutmuştum...korkunç olana karşı berrak b-ve uyanık duyularımla mücadele ediyordum...