Semûd’a gelince, onlara doğru yolu göstermiştik(°) ama onlar körlüğü doğru yola tercih etmişlerdi. Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden küçük düşürücü azabın yıldırımı onları yakalayıp çarpmıştı. İman eden ve takvâlı -/sorumluluk bilinci içinde- davranmış olanları(°°) ise kurtarmıştık.
اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَر۪يبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًا
Allah’ın (kabul edeceğine söz vererek) üstlendiği tevbe, cahillikle günah işleyip sonra çabucak tevbe edenler içindir. Onların tevbesini Allah kabul eder. Allah, (her şeyi bilen) Alîm ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.
(4/Nisâ, 17)
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا
(Tevbe etmeksizin) günah işleyip duran, onlardan birine ölüm gelip çatınca da “Şimdi tevbe ettim.” diyenlerin ve kâfir olarak can verenlerin tevbesi yoktur. Bunlara can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.
(4/Nisâ, 18)
Namazkarın böyle vakit vakit kılınmasındaki hikmet ise pek büyüktür. Bu ulvi ibadet, kulların zamanlarını tazim, ruhlarını gafketten tahlis eder, hâlikımızın hikmet ve kudretine delâlet eden muhtelif zamanların her birinde o hâliki azimüşşana arzı tâzimat ile onun ulüvvi şanına tebcile vesile olur, daha nice maddi, manevi menfaatleri temin buyurur.