Zaman aynı zaman, eskimez eskitir, kayayı topraklaştırır, tohumu çimlendirir, çocuğu yaşlandırır, insanı olgunlaştırır, fikirleri dönüştürür...
Zamanın bu durdurulamaz akışı, sadece fiziksel olanı değil, ruhun derinliklerini de yıkar ve yeniden inşâ eder.
Zamanın dönüştürücü gücü...
Zaman aynı zaman; sessiz bir nehir gibi akar ama geçtiği her kıyıda derin izler bırakır.
Acıyı küllendirir... İlk gün sönmeyecekmiş gibi yanan ateşleri, üzerine anıların tozunu serperek hafif bir sızıya indirger.
Gerçeği berraklaştırır...Karmaşanın ortasında görünmeyen detayları, toz duman dağıldığında gün yüzüne çıkarır.
Maskeleri düşürür... Sahte olanı yorar, samimi olanı ise parlatıp başköşeye oturtur
Özlemi derinleştirir...Mesafeleri kısaltsa da, gidenlerin bıraktığı boşluğu daha görünür kılar.
Zaman; sadece bir saat tıkırtısı değil, evrenin en büyük heykeltıraşıdır. Ham maddeyi alır, hırpalar, yontar ve sonunda onu hiç beklemediği bir forma sokar. Kimini bir anıt gibi dimdik bırakır, kimini ise rüzgarın önünde bir toz tanesine çevirir.
Sonunda anlarız ki; zaman aslında hiçbir şeyi eksiltmez, sadece her şeyi aslına rücu ettirir.
★
Zamanın bu lirik ve felsefi yolculuğunu, varlığın en kuytu köşelerine birazcık sızarak derinleştirelim:
Zamanın Simyası
Zaman aynı zaman, o bir terzinin iğnesi gibi geçer ruhumuzdan. Diktiği her yara izi, aslında bir tecrübenin nakışıdır.
Kibri un ufak eder...Bir zamanlar dünyayı omuzlarında taşıdığını sananları, bir sonbahar yaprağının tevekkülüne razı eder.
Suskunluğu konuşturur...Dile gelmeyen itirafları, söylenmemiş vedaları ve yarım kalmış şiirleri sessizliğin diliyle tercüme eder.
Yalnızlığı kalabalıklaştırır...Geçmişin gölgelerini, artık olmayan sesleri ve yaşanmışlıkların kokusunu başucumuza birer dost gibi yerleştirir.