Ah be!
Bir Firar İki candarma İdris’i aralarına almış götürüyorlardı. İdris ayaklarına basamayacak haldeydi. Candarmalar çok dövmüşlerdi, fakat seke seke yürümeye çalışıyordu. Bayram namazında İmamköy Camii’ni bastığını ve orada namaz kılanları soyduğunu en nihayet itiraf etmişti. Halbuki böyle bir şeyden haberi bile yoktu… Ne çare? .. Dayak bu… Her şeyi söyletir. En aşağı yedi sene yiyecekti. Seke seke yürüyor, ara sıra ayağı bir taşa takılıp sendeledikçe candarmaların birisi koluna yapışıyordu. Biraz yürüdükten sonra kendisine bir de sigara verdiler… Bunlar da aslında fena adamlar değildi… Fakat ne yapsınlar, vazife… Takibe çıkarken, -faili bulmadan gelirseniz gözüme görünmeyin! - diye yüzbaşı sıkı sıkı emirler vermişti. Köyü soyan çoktan kirişi kırmış olacağı için, ne yapıp yapıp fail bulmak lazımdı. İdris de zaten kaç senedir buralarda serseri serseri dolaşıyor, binbir türlü dalaverelere girip çıkıyordu. Birkaç kere de sigara kağıdı ve çakmaktaşı satarken yakalanmıştı. Asıl mühimi, köylü kendisinden şikayetçiydi. İlk zamanlarda rahmetli babasının -babası köyün imamıydı- hatırını sayanlar bile onun bu hallerini görünce kaybolmasını istemeye başladılar. İdris köyde kaldıkça candarmanın ayağı kesilmeyecekti. Bunun için candarmalar İdris’i yakalayınca, muhtarla köy bakkalı, İdris’i vakadan bir gün evvel İmamköy tarafına giderken gördüklerini söylediler…
Edebiyat
KERPIC EV/ 30 MART 1972 MAHIR CAYAN VE YOLDASLARI ANISINA
Kerpiç bir ev vardı orda Sarılmıştı dört bir yandan Her taraftan kurşunlara Hedef oldu kızıldere İnliyordu yer yerinden Korkmuyorduk biz ölümden Kahpe faşizmin elinden Direniyor kızıldere Daha yeni gün açmıştı Sarılıp vedalaşmıştı Biz halk için savaşmıştık Mahşerinde kızıldere...
Kızıldere
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zamanın simyası
Zaman aynı zaman, eskimez eskitir, kayayı topraklaştırır, tohumu çimlendirir, çocuğu yaşlandırır, insanı olgunlaştırır, fikirleri dönüştürür... Zamanın bu durdurulamaz akışı, sadece fiziksel olanı değil, ruhun derinliklerini de yıkar ve yeniden inşâ eder. Zamanın dönüştürücü gücü... Zaman aynı zaman; sessiz bir nehir gibi akar ama geçtiği her kıyıda derin izler bırakır. Acıyı küllendirir... İlk gün sönmeyecekmiş gibi yanan ateşleri, üzerine anıların tozunu serperek hafif bir sızıya indirger. Gerçeği berraklaştırır...Karmaşanın ortasında görünmeyen detayları, toz duman dağıldığında gün yüzüne çıkarır. Maskeleri düşürür... Sahte olanı yorar, samimi olanı ise parlatıp başköşeye oturtur Özlemi derinleştirir...Mesafeleri kısaltsa da, gidenlerin bıraktığı boşluğu daha görünür kılar. Zaman; sadece bir saat tıkırtısı değil, evrenin en büyük heykeltıraşıdır. Ham maddeyi alır, hırpalar, yontar ve sonunda onu hiç beklemediği bir forma sokar. Kimini bir anıt gibi dimdik bırakır, kimini ise rüzgarın önünde bir toz tanesine çevirir. Sonunda anlarız ki; zaman aslında hiçbir şeyi eksiltmez, sadece her şeyi aslına rücu ettirir. ★ Zamanın bu lirik ve felsefi yolculuğunu, varlığın en kuytu köşelerine birazcık sızarak derinleştirelim: Zamanın Simyası Zaman aynı zaman, o bir terzinin iğnesi gibi geçer ruhumuzdan. Diktiği her yara izi, aslında bir tecrübenin nakışıdır. Kibri un ufak eder...Bir zamanlar dünyayı omuzlarında taşıdığını sananları, bir sonbahar yaprağının tevekkülüne razı eder. Suskunluğu konuşturur...Dile gelmeyen itirafları, söylenmemiş vedaları ve yarım kalmış şiirleri sessizliğin diliyle tercüme eder. Yalnızlığı kalabalıklaştırır...Geçmişin gölgelerini, artık olmayan sesleri ve yaşanmışlıkların kokusunu başucumuza birer dost gibi yerleştirir.
YÜZBAŞI ŞEHİT AGAH İLKOKULU HATIRAM-ÖLÜRÜM TÜRKİYEM KİTABIMDA-KDY
MEMLEKET HASRETİ SELİM GÜRBÜZER Kuzeyinde Bayburt Kalesi, güneyinde Aslan dağı, doğusunda Beyböyrek’in (Bamsi Beyrekin) medfun olduğu Duduzar ve batısında Şehit Osman tepeleri arasında kurulu Dedekorkut diyarı şehrin Şingâh mahallesinde dünyaya geldim. Üstelik dünyaya ebesiz, hemşiresiz gelmişim. İlginçtir anacığım hemen evin yanı başımızda Şingâh çeşmesinden omzuna yüklendiği helkelerle su taşırken doğmuşum. Değim yerindeyse kendi göbeğimi kendim kesmişim. Aslında bende isterdim mahallemizin o nur yüzlü Ebe Memnune teyzemin ellerinde doğmayı, kısmet değilmiş. Olsun, sonuçta ebem olmasa da pırıl pırıl yetiştirdiği büyük oğlu Ülkü Ocakları başkanımız Mustafa Erdemir ağabeyimizin rahle-i tedrisatından geçtik ya, bu ziyadesiyle bize hatıra olarak yeter artar da. Diğer oğlu Uğur Erdemir’de yaşça akran sayılan aynı mahalleden arkadaşımdı. Sadece tek fark onların Şingâh camiinin hemen yanı başında çatılı bahçeli evde oturuyor olmaları, bizim de Yüzbaşı Şehit Agâh İlkokulunun hemen alt başında yarı kerpiç, yarı taştan yapılı çatısız toprak bir evde oturuyor olmamızdır. Neyse ki anamın babama müteaddit defalar yaptığı telkinler netice verirde yıllar sonra bizimde nihayet bir beton arma evimiz oldu. Evet, azim böyle bir şeydir. Nitekim babam at arabacısı olması dolayısıyla ev yapımında kuma hiç para vermedik, yine inşaat için gerekli olan demir, çimento, tuğla ve kereste gibi malzemenin nakliyesi içinde para vermedik. Tabii babam bunları kendi yağı ile kavrulup yaparken bu arada aile fertleri olarak bizde boş durmayıp kimimiz harç gardık, kimimiz tuğla taşıdık, kimimiz su taşımak gibi tam bir imece usulü dayanışma örneği sergiledik. O yıllarda mahallemizin inşaat ustası Abdurrahman Köse’de evin yapımını üstlendi, öyle ki o usta
“Muhakkak ki, bu iş (bu dinin hakimiyeti) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Allah ne bir kerpiç ev ne de bir keçe çadır bırakmayacak; azizi aziz ederek, zelili zelil ederek, bu dini ona dahil edecektir. Allah'ın bu işte aziz edeceği İslâm'dır. Allah'ın bu işte zelil edeceği küfürdür.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/103; Taberani el-Kebir, 20/254, h.no: 601)
Dünyanın en büyük çiftliği Tigem Kurak hayatlar Ceylanpınarın etrafı çöl gibi bahar günlerinde bile yeşillikten uzak göz alabildiğine uzanan bu topraklar üzerinde insanlar hayvancılık yaparak yaşamaya çalışıyor koyunlar cımbızla ot arıyor Atlas sayı 98 mayıs 2001 Hz peygamber bir eve geldiğinde herkes onun yanına toplanırdı efendimiz sordu Malik b duhşun nerede sahabeler cevap verdi o münafıktır peygamberimizi sevmez fakat efendimiz SAV sahabeleri şu sözle uyardı o kimseye, “Böyle deme! Görmüyor musun ki o,‘lâ ilâhe illâllâh’ diyor ve bununla Allah’ın rızasını istiyor.” buyurdu evet Lâ ilâhe illâllah diyen Allah yolundadır ve buna uygun amel işlemek gerekir Allah yolunda olmanın yolu onun yolunda çalışıp yolunda yorulmaktır bu gün binlerce kurak toprak nasıl ki emek ile yeşeriyor etrafı kurak toprak su ile buluşuyorsa Allah yolunda çalışıp yorulan insanda kurak kalmayacak su ile buluşacaktır ceylanpınar mayın hattında sıfır bölgesi olarak kabul edilen bu ilçede insanların emekleri ve özverisi ile o kurak toprakları değerlendiriyor otsuz alanda binlerce ağaç büyüyüp boy veriyor hayvancılık ve tarım ile rızkını arayan ilçe aynı zamanda dünyanın en büyük çiftliği kabul edilen Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne ev sahipliği yapıyor Peygamberimiz buyurdu o,‘lâ ilâhe illâllâh’ diyor ve bununla Allah’ın rızasını istiyor Allahtan rıza istemenin ilk şartı çalışmak ve Allah yolunda yorulmaktır Tigemde devletimizi çalışıp kalkındırmak niyeti ile 1934 yılında çalışmalarına başlamıştır Çalıştığım kurum ekmek kapım Tigem Susuzluğun umutsuzluğun ve ceylanların coğrafyası bir yanda Türkiyenin en büyük çiftliği öbür yanda mağaralarda barınan sınırdaki hayatlar Atlas ceylanpınarda devlet üretme çiftliğine tanık oldu Atlas sayı 98 mayıs 2001 Allah ve Resûlü en iyi bilendir Allah
Duygu ve Düşünce