10/10
·280 syf.··
2026 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 20:36
Selam Fakir Baykurt’un kalemini daha önce Eşekli Kütüphaneci kitabında tanımış ve çok sevmiştim. Yılanların Öcü sanırım artık yazarın bütün kitaplarını okumalıyım dedirtti. Yazarın kendine has anlatımı ve Anadolu şivesiyle insanı doğrudan köyün içine çekmeyi başarıyor. Bu kitapta da bizi Karataş Köyü’ne götürüyor. Olaylar Deli Haceli’nin Kara Bayram’ın evinin önüne ev yapmaya kalkışmasıyla başlıyor. Ama ne Kara Bayram ne de anası Irazca buna sessiz kalıyor. Onlar temel açıyor, bunlar dolduruyor. Onlar kerpiç yapıyor, bunlar gidip parçalıyor. Derken köydeki gerilim giderek büyüyor. Bir de kendini herkesten üstün gören sürekli ahkam kesen muhtar eklenince işler iyice karışıyor ve taraflar arasında büyük bir düşmanlık başlıyor. Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri Irazca karakteri oldu. Güçsüz görünen insanların nasıl ses çıkarmaya çalıştığını çok etkileyici bir şekilde yansıtıyor. Fakir Baykurt güçlüyle güçsüz arasındaki çatışmayı oldukça gerçekçi anlatmış. Köy hayatındaki adaletsizlikleri, insanların çıkar uğruna nasıl değişebildiğini açıkça hissettiriyor. Kitapta kadınların değersiz görülmesi de dikkat çeken noktalardan biri. Ancak bunun yazarın düşüncesinden çok dönemin ve o kesimin gerçeklerini yansıtmak için işlendiğini düşünüyorum. Üzücü olan ise aradan yıllar geçmesine rağmen benzer anlayışların hala tamamen yok olmamış olması. Yılanların Öcü, sadece bir köy kavgasını anlatan bir roman değil toplumdaki adaletsizlikleri, güç savaşlarını ve insanların yaşam mücadelesini gösteren etkileyici bir eser. Keyifli okumalar.
Yılanların ÖcüFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20217,3bin okunma
Oğuz Atay candır:)
9/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Ben büyük bir Atay hayranıyım. Türk edebiyatında onun gibi sıra dışı yazar bulmak zor. Başarılı yazarımız çok fazla ama Oğuz Atay benim için bambaşka bir yere sahip. İlk okuduğum eseri olan tutunamayanlar da yazarın dünyasıyla ilk defa karşılaşmıştım ve o zamanda kendimde esere inceleme yazacak cesareti bulamıyordum (ya kötü bir inceleme yazarsam, eseri hak ettiği gibi övemezsem) diye. Hâlâ da yazmadım. İkinci okuduğum eseri ise; Oyunlarla Yaşayanlar olmuştu, onu da çok beğenmekle birlikte inceleme yazmamıştım. Ama bu defa korkuyu beklerken öykü kitabıyla şeytanın bacağını kırmaya niyetliyim:) Atay'ın eserlerindeki başkaralterler genellikle ondan birşeyler taşıyorlar, onun düşünce dünyasının yansıtıyorlar. Tutunamayanlar romanındaki Turgut'un mühendis olması (Atay'da mühendisti) oyunlarla yaşayanların baş karakteri çoşku'nun yaşadığı aydın bunalımı, korkuyu beklerkendeki her öykü'nün baş karakterlerinin de ortak sorunu olan; yalnızlık, toplum tarafından anlaşılmama ve topluma olan kızgınlık. Bunlar Atay ile karakterlerinin ortak bazı özellikleri. Ama onun düşünce dünyasını yansıtıyorlar derken tam olarak anlatmak istediğim şey bu değildi. Örneğin; "beni anlamıyorlardı. Zarar yok, zaten beni daha kimler anlamadı! " Ya da, " düşünmek mi? Durmadan düşünmekten başka ne yapıyordum ki? O kadar çok düşündüm ki, o kadar çok şeyi bir arada düşündüm ki... "Bunlar korkuyu beklerken öyküsünden, bana göre Oğuz Atay'ın kendi düşünceleri, serzenişi. Oradaki isimsiz baş karakterin değil. Ayrıca kitaptaki birçok öyküsünde baş karakterlerin ismi yok, bunun sebebi onların aslında kendisi olması bence. Tamamen olmasa bile büyük ölçüde Oğuz Atay'ın ta kendisi o tutunamayan, yalnız, insanlara küskün ve öfkeli karakterler. Eğer hala aksini iddia ediyorsanız kendimce fark ettiğim bir iki
Alıntı
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
Reklam
8/10
·280 syf.··
2026 11. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 19:34
Fakir Baykurt'un 1954 yılında kaleme aldığı Yılanların Öcü, köy edebiyatının en güçlü örneklerinden biri kabul edilir. Eser, Burdur’un Karataş köyünde geçen mülkiyet kavgasını ve bu kavganın çevresindeki toplumsal hiyerarşiyi konu alır. Hikaye, Irazca Ana, oğlu Kara Bayram, gelini Haçça ve torunlarının yaşadığı evin önüne, köy kurulu üyesi Haceli’nin ev yapmak istemesiyle başlar. Muhtarın da desteğini alan Haceli, Bayramların kapısının tam önüne kerpiç dökerek yolu kapatır ve inşaata başlar. Irazca Ana, bu durumu bir onur ve mülkiyet meselesi haline getirerek sert bir direnç gösterir. Oğlu Kara Bayram ise başlangıçta daha çekingen ve uzlaşmacı bir tavır sergilemeye çalışsa da, uğradıkları haksızlıklar ve maruz kaldıkları şiddet (Bayram'ın dövülmesi, Haçça'nın düşük yapması) onu da annesinin yanına çeker. Olaylar, köy içindeki güç dengelerinin, rüşvetin ve adaletsizliğin sergilendiği bir çatışmaya dönüşür. Finalde, her ne kadar fiziksel bir yıkım yaşansa da, Irazca Ana'nın sarsılmaz iradesi köylünün haksızlığa karşı direnişinin simgesi olur. Yılanların Öcü, sadece bir köy kavgası değil, bireyin haysiyetini korumak için sisteme karşı verdiği mücadelenin evrensel bir öyküsüdür. ......Herkese Keyifli Okumalar Diliyorum......
Yılanların ÖcüFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20217,3bin okunma
6/10
·216 syf.··
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
Ayfer Tunç sanki Pluribus Carol gibi yazdıklarından nefret ediyormuş da yine de aşırı aşırı sattığı dolu dolu okunduğu için para kazanmaya devam etme gayretiyle çirkin bir itici güçle yazıyor gibi hissettim bu kitap özelinde, dağınık, zaman kaymalarına başı sıkıştığında başvuracak kadar savruk, bütün bunların yanında okumakta hiç zorluk yaratmayan akıp götüren bir hikâye oluşturmuş ama ne yalan söyleyeyim kitap yazma cesaretimi bulduracak kadar basit şikayetler üzerine kurmuş öyküsünü. Basit derken anlamsız ve çözümsüz demiyorum aksine iyi ki söz ediyor kadınların üstündeki ezici baskıdan ve bundan doğan başını alıp gitme tavrından hatta umarım örnek olur da "hayır, istemiyorum, uzak dur" gibi ifadeleri daha sık, daha kolay duyabiliriz başta kadınlardan sonra zorla çirkince bi hayatı yaşamaya mahkûm edilen her insandan. Keşke yaratıcı odağımız bu kadar temel sıkıntılarımız üzerine değil de hiç bilmediğimiz konularda ufuk açmak üzerine olsaydı diyorum bazen. Bu her gün karşımıza çıkan yığınla sorunlu, sorumlu halimiz bile tekrara düşünce sıkıyor ama Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor, ne yazık ki. Menfur : Arapça kökenli (manfūr) bir sıfat olup, nefret edilen, tiksinti uyandıran, iğrenç ve sevilmeyen anlamlarına gelir. Kâgir ev : taşıyıcı duvarları taş, tuğla, briket, beton veya kerpiç gibi yanmaz, mineral esaslı malzemelerden inşa edilen dayanıklı yapı türüdür. Yığma ev işte, görselden bakınca heiii dedirtiyor, bunun adı kâgir miymiş? Kartela : özellikle tekstil, boya, mobilya ve inşaat sektörlerinde ürünlerin renk, doku, desen ve kalite çeşitlerini küçük örnekler halinde bir arada sunan görsel sunum aracı veya katalogdur. Bu kelime güzelmiş bak işte, öyle farklı çeşitleri bir arada sunan yelpaze gibi görünen türleri
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 68. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
"DÖRT KAYIP ŞEHİR" "Medeniyetlerin yükselişi ve çöküşü üzerine şaşırtıcı ve enerji verici bir düşünce..." Annalee Newitz'in kaleminden kadim şehirlerin çöküşünde gizlenen günümüz gerçekleri. Bir kitap düşünün; sizi binlerce yıl öncesine götürsün ama anlattıklarıyla bugününüzü anlamlandırmanızı sağlasın. Yazar, tam olarak bunu başarıyor. Çatalhöyük'ten Angkor'a, Pompeii'den Cahokia'ya uzanan bu yolculuk, arkeolojik bir keşiften çok daha fazlasını sunuyor bize. Newitz'in en büyük başarısı, bu kadim şehirleri anlatırken akademik soğukluktan uzak durması. Sanki bir tarih kitabı okumuyor, zamanda yolculuğa çıkmış gibi hissediyoruz. Anlatım o kadar akıcı ki, kendimizi birden Çatalhöyük'ün kerpiç duvarları arasında dolaşırken ya da Pompeii sokaklarında yürürken buluyoruz. Dünyanın dört bir yanına uzanan kapsamlı araştırmalarını derleyen Newitz, her biri kendi döneminin parlayan yıldızı olan dört antik kentin yükseliş ve çöküş öyküsünü anlatıyor. Konya ilinde bulunan Çatalhöyük, 1980'lerde keşfedilen ve insanlığın ilk mega şehri olarak kabul edilen bir yapılanma. Birbirine geçmiş halde inşa edilen evlerden oluşan bu yerleşim, mahalle kompleksine ev sahipliği yapmasıyla dikkat çekiyor. Peki insanlar neden toplu halde yaşamaya ihtiyaç duymuştu? Newitz'in araştırmaları gösteriyor ki, Çatalhöyük bir cazibe merkezi haline geldikçe kalabalıklaşma beraberinde yeni sorunlar getirmiş. Hijyen, kaynak paylaşımı ve sosyal düzen gibi meseleler, ilk mega kent sakinlerinin baş etmek zorunda kaldığı günlük gerçeklerdi. Evlerin birbirine bitişik inşa edilmesi, kapıların çatılardan açılması gibi mimari özellikler, aslında bu sorunlara bulunan pratik çözümlerdi. Vezüv Yanardağı'nın patlamasıyla tarih sahnesinden silinen Pompeii, belki de en bilinen kayıp şehir. Ancak Newitz'in vurguladığı
Edebiyat
Dört Kayıp ŞehirAnnalee Newitz · The Kitap · 20249 okunma
Anadolu’nun Sert Rüzgârı: Yılanların Öcü
8/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 02:07
Yılanların Öcü sadece bir köy kavgasını anlatmıyor; adaletin, haysiyetin ve bir ailenin var olma mücadelesini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Okurken insanı sarsan o saf gerçeklik, mülkiyet kavgasının nasıl bir insanlık dramına dönüşebileceğini gösteriyor. Bir yanda otoritesini korumak adına insanları birbirine düşüren hesaplar, diğer yanda bu düzenin ortasında ayakta kalmaya çalışan masum bir aile… Sayfalar arasında ilerlerken kerpiç kokusunu genzimde, köyün ağır ve tozlu havasını ruhumda hissettim. Gücün baskıya dönüştüğü yerde, haksızlığın insanın nefesini nasıl daralttığını görmek kolay değildi. Ama tam da o noktada, haksızlık karşısında eğilmeyen o dik duruş ve tıkır tıkır işleyen keskin akıl, yozlaşmış düzene atılmış en samimi tokat gibiydi. Evde huzur dağılmış olsa bile insan onurunun her şeyden üstün olduğunu iliklerime kadar hissettirdi. Toprak, ev, sınır meselesi gibi görünen şeylerin aslında insanın varlık meselesine dönüştüğünü görmek isteyenler için güçlü ve sarsıcı bir roman.
Yılanların ÖcüFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20217,3bin okunma
Reklam
Reklam