EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin.
Sohbetlerimizi yaparken gönlümüzü nasıl açmamız gerektiğini anlamaya çalışmakla beraber, “Allah” deyince önce neyi hatırlamamız gerektiğini, Allah’ın kendini tanıttığı gibi tanımaya, anlamaya çalışıyorduk. Bir de Allah’ı hayali olarak değil kendi üzerimizden anlamaya, tanımaya çalışıyorduk.
Önceki sohbetlerimizde Allah’ın Vedud, Hamid, biraz da Rab ismini ve “el hamdu lillâhi rabbil âlemîn” derken ne dediğimizi anlamaya, bilmeye çalışmıştık. Şimdi de Allah’ın Rahman ismini ayetlerle beraber anlamaya çalışacağız inşallah.
Fatiha’da “El hamdu lillâhi rabbil âlemin” ayetinden sonra “er rahmânir rahîm”(Fatiha /2) ayeti gelir. Allah kendini tanıtırken rahman olarak tanıtmıştır. Biz de bu sohbetimizde Rahman’ı anlamaya, tanımaya çalışacağız inşallah.
Biri Allah’ın Rahman ismini zikredip; “bismillahirrahmanirrahim” derken ne söylemiş olur?
Öncelikle; “benim rabbim olan Allah rahman ve rahimdir, zatında rahmandır, fiillerin de, işinde ise rahimdir” demiş olur. Allah ayet-i kerimede; “rahmetim her şeyi kaplamıştır”(Araf /156) buyurur. Allah’ın rahmeti her şeyi kaplamıştır. Onun rahmeti, rahman olan zati sıfatından tecelli eder. Rahim ismi ise Rahman’ın fiilidir, işidir. Allah tecelli edip, işini yaparken zatında olan rahmeti, rahmaniyeti rahim olarak tecelli eder. Biri; “bismillahirrahmanirrahim” dediğinde “benim rabbim zatında rahmandır, fiili, işi de rahimdir ve rabbim işini rahmetiyle yapar. Ben de onun halifesi olarak bu işi rahmetimle yapacağım” demiş olur. Peki, kul işi hangi rahmetiyle yapmalıdır? Allah, ona zatıyla, sıfatıyla tecelli
“Gerçekten de hem eskiden hem de şimdi yanıtı aranan, daima sorulan ve her seferinde açmaza düşüren varolan nedir sorusu, varlık nedir sorusudur /.../” (çev. Y. Gurur Sev, Ketebe.)
{açmaz: aporoumenon; varolan: to on; varlık: ousia.}
çev. Y. Gurur Sev, Ketebe, 2024, Ζ/VII.1.1028b2-4.·Kitabı okudu
(Ey mü’minler!) İçinizden varlıklı ve imkan sahibi olanlar, akrabalara ve Allah yolunda hicret edenlere (iftiraya uğramış olsalar bile) yardımı kesmeye yemin etmesinler. Onları affetsinler, hoş görsünler. Siz de Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
(Nur.24/22)
Hz. Ebu Bekir(r.a), Peygamberin zevcesi olan kızı Hz. Aişe’ye (r.anha) zina isnadına varan iftiraya karışanlar arasında kendi akrabalarından birinin bulunmasıyla büyük bir imtihan yaşamıştı. Üstelik bu akrabası Hz. Ebu Bekir’in maddi desteği olmadan geçinemeyecek durumdaydı. Aişe’nin masumiyeti ayetle sabit olunca Ebu Bekir, yaşadığı derin incinmenin etkisiyle artık ona yardım etmeyeceğine yemin etti. Nankörlüğün verdiği bu keskin acı, yumuşak huyluluğuyla bilinen Hz. Ebubekir’in ruhunu bile zorlamıştı. Ancak gelen ayet, onun da alması gereken bir nefsi olduğunu hatırlattı ve insan ilişkilerinde ölçünün ne olması gerektiğini hepimize öğretmiştir. (Nur.24/22)
“Seni aramayanı sen de arama”, “Başarını görmeyip seni tebrik etmeyeni yok say”, “Seni aşağı çekenlerle hiç görüşme “ gibi keskin öğütler Müslümana yol göstermez.