Çukurovada çok insan, dağlarda çok insan, dünyada çok insan, az ağa var. Niye öyleyse ağaların başına kartallar gibi çokuşmuyorlar? Çokuşunca ne olacak, diye soruyordu Memed. Bin başlı evran, bir ulut bulut... Bir kılıç bin başlı evranı kesiyor, durmadan kesiyor, kılıç eskiyor, yoruluyor, evranın başı kesildikçe daha çoğalıyor.
Düşünüyorum: İnsanların kudret ve yaratıcılığı daracık bir çerçeve içinde sıkışmış. Ellerinden az bir şey geliyor! Dikkat ediniz: Bizim bütün savaşımız geçinmemize, yaşamamıza yarıyor. Yani yoksulluklar içinde geçen şu mendebur yaşayışı uzatmaktan başka bir şeye benzemiyor. İçimizin rahat ettiği zamanlarda bile bu rahatlık, başımıza geleceklere karşı Tanrı’ya sığınmamızdan ileri geliyor. Böylelikle zindanların duvarlarına güzel resimler, iç açıcı manzaralar yapan mahpuslara benziyoruz.