Bu kollarin gucuyle kaldirdik tapinagin krislerini, şan icin sirtlarimizda tasidik buyuk duvarin, ele gecmez piramitlerin tasini. Daha ne kadar muhtesem saraylar insa edip harap kulubelerde yasayacagiz? Daha ne kadar dolduracagiz zenginin kupunu, bir kuru ekmekle yasamaya calisirken? Daha ne kadar ipekli ve pamuklu dokuyacagiz krallarimiz ve efendilerimiz icin, lime lime giysilere sarinmisken?
Evet, manastırdan kovuldum. Kendi ellerimle kendi mezarımı kazamazdım, yalanlar ve hırsızlıklardan kalbim bitap düşmüştü. Manastırdan kovuldum çünkü ruhum, cahilliğe teslim olmuş insanların ihsanlarını reddediyordu. Sürüldüm çünkü yoksul köylülerin parasıyla inşa edilen dayalı döşeli odalarda huzur bulamıyordum. Midem, yetimlerin gözyaşlarıyla ıslanmış ekmekleri kaldıramıyordu. Dudaklarım, basit, inançlı insanların altınları ve yemekleri karşılığında satılan duaları dillendiremiyordu. Bir cüzzamlı gibi uzaklaştırıldım çünkü keşişlere onları bu konuma getiren kuralları hatırlatıp duruyordum.