MEŞGULİYETİN NEYSE, SEN OSUN
İmam-ı Gazâlî’nin şu sözü üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir:
“Kendini tanımak istersen, meşguliyetlerine bak. Meşguliyetin neyse, sen osun.”
İnsanlar çoğu zaman kendilerini tarif ederken unvanlarını, makamlarını, sahip oldukları malları veya söyledikleri güzel sözleri anlatırlar. Oysa insanı anlatan şey söyledikleri değil, ömrünü neyle tükettiğidir.
Bir insanın günü neyle geçiyorsa, gönlü de büyük ölçüde onunla meşguldür. Çünkü vakit, insanın en kıymetli sermayesidir. İnsan değer verdiği şeyi zamanıyla besler. Sürekli para konuşan, para düşünen ve bunun için yaşayan biri zamanla servetinin esiri olur. Sürekli makam peşinde koşan kişi makamın kölesi haline gelir. Sürekli başkalarının kusurlarıyla uğraşan kişi ise kendi kusurlarını görmez hale gelir.
Şöyle bir durup kendimize soralım:
Gün içerisinde en çok neyi düşünüyoruz?
En çok neyi konuşuyoruz?
Boş vakitlerimizi neyle dolduruyoruz?
Telefonumuzda, sosyal medyada, sohbetlerimizde, toplantılarımızda en fazla yer verdiğimiz şey nedir?
Bu soruların cevabı aslında kim olduğumuzun da cevabıdır.
Bir müminin meşguliyeti Allah’ın rızası olmalıdır. Namazla, ilimle, iyilikle, hizmetle, aileyle, hayırla ve insanlara faydalı olmakla meşgul olan kişinin kalbi de zamanla güzelleşir. Çünkü insan uğraştığı şeyin rengini alır.
Demir ateşin içinde kalınca kızarır. Gül bahçesinde dolaşan gül kokar. Çamura giren ise çamur lekesiyle çıkar. İnsan da böyledir. Sürekli bulunduğu ortamın, ilgilendiği işlerin ve meşgul olduğu düşüncelerin izlerini taşır.
Bugün birçok insan yorgun, huzursuz ve mutsuz. Bunun sebeplerinden biri de kalbi beslemeyen meşguliyetlerin çoğalmasıdır. Saatlerce ekran başında vakit geçirip birkaç dakikasını bile Rabbine ayıramayan bir insanın iç huzuru bulması kolay