Bazı yolculuklar bir varış noktasına ulaşmak için yapılır.
Bazıları ise insanı değiştirmek için.
Şafak Yıldızı'nın Yolculuğu, Narnia Günlükleri içerisinde belki de en büyülü, en şiirsel ve en unutulmaz macera. Bu kez Narnia'nın kaderini belirleyecek büyük bir savaşın değil, bilinmeyene doğru yapılan bir keşif yolculuğunun içindeyiz. Lucy, Edmund ve kuzenleri Eustace; Kral Caspian'ın gemisi Şafak Yıldızı ile doğunun en uzak denizlerine doğru yelken açıyor. Amaçları, yıllar önce kaybolan yedi Narnia lordunun izini sürmek. Ancak onları bekleyen şey yalnızca kayıp insanlar değil; korkuların gerçeğe dönüştüğü adalar, ejderhalar, görünmez düşmanlar ve dünyanın sonuna uzanan gizemli bir yolculuk.
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey, hikâyenin aslında bir deniz yolculuğundan çok bir iç yolculuk olmasıydı.
Özellikle Eustace...
Serinin başında kibirli, bencil ve katlanılması zor bir çocuk olan Eustace'ın yaşadığı değişim, Narnia Günlükleri'nin en güçlü karakter gelişimlerinden biri. Çünkü Lewis burada bize çok önemli bir şey söylüyor:
İnsan değişebilir.
Ama değişim her zaman acıtır.
Her ada yeni bir sınav.
Her durak yeni bir yüzleşme.
Her dalga karakterleri biraz daha olgunlaştırıyor.
Şafak Yıldızı ilerledikçe hikâye de büyüyor. Başlangıçta bir macera gibi görünen yolculuk, zamanla insanın korkularını, arzularını ve içindeki karanlığı sorguladığı bir arayışa dönüşüyor. Bu yüzden kitap yalnızca çocuklar için yazılmış bir fantastik roman gibi hissettirmiyor; her yaşta okura farklı şeyler söyleyen zamansız bir masal gibi duruyor.
Ve sonra doğuya ulaşıyoruz...
Denizin bittiği yere.
Haritaların sustuğu yere.
At ve Çocuk, Narnia Günlükleri içerisinde belki de en az konuşulan kitaplardan biri. Oysa serinin en insani, en duygusal ve en dokunaklı hikâyelerinden birini anlatıyor.
Bu kez ne bir gardırop var.
Ne başka bir dünyaya açılan gizemli bir kapı.
Ne de büyük bir kehanetin merkezindeki kahramanlar...
Bu kez karşımızda yalnızca kim olduğunu bilmeyen bir çocuk var.
Shasta.
Kendisini değersiz sanarak büyümüş, hayatı boyunca ait olduğu yeri aramış bir çocuk...
Ve bir gün kaçmaya karar veriyor.
Fakat çıktığı yolculuk onu yalnızca özgürlüğe değil, kaderine götürüyor.
Çöller aşılır.
Dağlar geçilir.
Krallıklar arasında savaş rüzgârları eser.
Ama hikâyenin merkezinde her zaman aynı soru kalır:
"İnsan gerçekten kim olduğunu nasıl öğrenir?"
Lewis bu kitapta maceranın içine öyle güçlü duygular yerleştiriyor ki bir süre sonra savaşları, entrikaları ve yolculuğu unutup karakterlerin yalnızlığına odaklanıyorsunuz.
Geçmişteki günahlarının bedelini ödemek üzere ıssız bir adaya davet edilen on yabancının, çocuk şarkısındaki tekerlemeye uygun olarak teker teker avlandığı, kusursuz bir kurgu ve tekinsiz bir atmosfer harikası. Agatha Christie, katilin kim olduğunu bulmaya çalışırken insan psikolojisinin korku, şüphe ve suçluluk duygusu karşısında nasıl adım adım çöktüğünü öyle dâhice bir matematikle işliyor ki, edebiyat tarihinin bu en ünlü kapalı oda gizeminde son sayfaya kadar ters köşe olmaktan kaçamıyorsunuz.
On Küçük ZenciAgatha Christie · Altın Kitaplar · 200643,5bin okunma
Ah Esme, üzümlü kekim… kitabı çok uzun bir süre zarfında okudum, birkaç kez de elimden bıraktım açıkçası, aslında çok seri kitap okurum ve yarım bırakma alışkanlığım yoktur, birkaç kez de baştan alırken buldum kendimi çünkü karakter aralarındaki geçişler, şu an kim konuşuyor, olay tam olarak ne bağdaştırmakta çok zorlandım. Sonlarına doğru üzülürken buldum kendimi bittiğine. Özellikle de böyle bir bitiş beklememiştim. 1930’lu yıllarda kız çocuklarından beklenen evliliğe hazırlanan kadın rolüne uymayan, 16 yaşında denediği bir kıyafet yüzünden akıl hastanesine kapatılan , tüm hayatı elinden alınan Esme’nin hikayesi beni çok derinden etkiledi. Ancak biraz daha anlaşılır -karakterler arasındaki geçişler- yazılsaydı hikayenin içine girmek daha kolay olabilirdi. Yine de kitap zor ve yavaş okunsa da sonunda güzel bir izlenim bırakıyor.
İza'nın şarkısı değil ama annesi Etelka' nın şarkısı beni cok etkiledi.Bu anlatıda aynı olayı farklı hislerle,kendi gözünden anlatan kişiler var haklı olan kim : İza ,Etelka,Antal...
Bilemiyorum, belki başkası böyle hissetmemiştir ama ben genel de hep İza'nın karşısındaki kisileri icsellestirdim sanırım .Onlara üzüldüm,onları haklı buldum.
İza şarkısını kendisi yazdı gibi geldi,sonu dramatik bitse de çoğu şey kendi istediği gibiydi.
Pek empati yapmadı sanki.
Macar edebiyatından okuduğum 2. Roman beğendim.
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma