Dünya çivisinden çıktı. İnsanlar şükran duymayı bilmiyor artık. Nankör ve saygısızlar. Verilen sözlerin bir değeri kalmadı, hiçbir bağlayıcılık olmasın isteniyor. Her köşe bucakta kurallara bağlı kalmamak telkin edilirken kim hatırlar onların ne kadar önemli olduğunu?
Handan. Kim, diyor, daha güzel sevmez beni? Kocam mı, yoksa babam mı? Kendimi şu denize mi atıp ölsem, yoksa beni hiç sevmeyen bir adamın ya da hiç sevmeyecek başka bir adamın kollarına mı? Ölsem, acaba beni seven biri çıkar mı? Yaşarken içime dikenler ekenler, mezarıma gelip temizlerler mi hiç değilse otlarımı?
Çünkü her kim iyi olduğuna kanaat getirdiği şeyleri yapmaktan asla vazgeçmeyip vicdan azabına uğramadan yaşarsa kendisini mutlu kılacak öyle büyük bir doygunluk yaşar ki ,duyguların en şiddetli saldırıları bile ruhunun dinginliğini bozacak güce erişemez.
Yakın zamanlara kadar, engelli çocuklar gözlerden uzak tutulurdu, ben onları ortaya çıkardım, sahneye koydum, Mathieu ve Thomas için bütün ışıkları yaktım.
Sanki biri elimden tutmuştu da düşmemi önlemişti. Kim? Bulutların arasında saklanan çocuklarım…
Bana verdiğin bu yarı-saydam gövdeden
sisin altında uğuldayan ve ipuçlarını bir türlü
çözemediğim üç-eksik-uzun vakti geçirdim.
Sadece bir baş dönmesi kaldı şimdi
ömrümden, o acı suyu biriktirdiğim.