Kendi doğruların için…
Yaşadıkların, yaşayamadıkların, kırdıkların, kırgınlıkların, konuştukların ve sustukların yüzünden lütfen artık kendini suçlamayı bırak. ‘Bugün olsa yine aynısını yapardım’ dediğin hiçbir şeyin yasını tutma. İçinde pişmanlığını taşıma. Eminim ki elinden gelenin en iyisini yaptın. Değiştirilmek istendiğinde direndin, susturulmak istendiğinde haksızlıkları sineye çekmedin. Bazı günler sabrettin, bazı günler ise duygularını en güzel şekilde ifade ettin. Yani sen, mücadeleni de savaşını da inandığın doğrular için verdin. Şimdi sana bakıp ‘bunu hak etmedin’ demeyeceğim. Şunu bil ki bu dünyada kimse hak ettiği gibi yaşamıyor. Ve hatta bir bedel ödememiz için bir sebep de gerekmiyor artık. Görmez misin? İnsanların dillerinden zehir, yüreklerinden kin akıyor. İnsanlık desen yerlerde. Herkes birbirine insan değil, imkan olarak bakıyor. Ama sen onlardan olma. Kolay olanı seçip iyilerin ahını alma. Ortada yenilmiş bir hak varsa çıkıyor be iki gözüm; inan bana bir yerden çıkıyor. Bir mazlumun feryadı zalimin dünyasını yakıyor. Gözyaşı üzerine kurulmuş mutluluklar, zamanı gelince ağlatanların üzerine birer birer yıkılıyor.
Alıntı
Dedikodu dinlemek istemiyorum, şiir dinlemek istiyorum Başkasının hayatını izlemek istemiyorum film izlemek istiyorum, tiyatro izlemek istiyorum. Başkasının arkasından konuşmak istemiyorum, okuduğum kitaplar hakkında konuşmak istiyorum. Kapıyı dinlemek istemiyorum karşımdakinin bana anlattıklarını dinlemek istiyorum. Gezen kişilere kin beslemiyorum, tam tersine destekliyorum mutlu oluyorum . Tesadüfleri seviyorum, aniden pencereme konan kuş , sevdiğim çiçeğin üzerine konan uğur böceği veya kelebeği görünce mutlu oluyorum. Kaldırımın kenarındaki çiçekleri koklayıp geçince dünyalar benim oluyor sanki 🥰 Sadeliği ve zarifliği seviyorum, mütevazı hayatlara hayran hayran bakıyorum, ince düşünceyi seviyorum veya ne bileyim işte sen seversin sözüyle yapılan her şeye bitiyorum .
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
*HİCRET - 6* *Ancak mü'minler kardeştirler* Bu tür fedâkârlık ancak İslâm kardeşliğinde vardır. Nitekim Allahü teâlâ meâlen; *"Ancak mü'minler kardeştirler."* (Hucurât sûresi: 13) buyurarak, gerçek sevgi ve samimiyetin maddî menfaatle değil, îmân ve inançla var olabileceğini buyurmuştur. Bu da açıkca Ensar ve Muhâcirîn'in arasında görülmektedir. Medîne'ye hicretin, İslâm târihinde büyük önemi vardır. Hicret'ten sonra Müslümanlığın kolayca ve süratle yayılması sağlanmış, İslâm dîninin merkezi Mekke'den Medîne'ye nakledilmiş oldu. Ensâr ve Muhâcirîn bu yeni İslâm merkezinde el ele vererek İslâm dîninin kuvvetlenmesi için her fedakârlığa katlanıyorlar, Resûlullah'ın etrâfında toplanarak ve İslâm dîninin esaslarına uyarak yeni bir nizam ve mesûd bir hayat kuruyorlardı. Eski sıkıntılı ve korkulu günler arkada kalmış, inançlarından dolayı insanlara işkence yapan müşriklerin ezâ ve cefâ veren ellerinin uzanamayacağı Medîne'de hürriyet ve emniyet havası içinde sâkin, tatlı bir hayat başlamıştı. Müslümanlar bir devlet olmuşlardı. Cihâd emri burada geldi. Medîne'deki kabîleler arasındaki kin ve düşmanlık kalktı, yerini İslâm kardeşliği ve sevgisi aldı. Hicretten sonra İslâmiyet süratle yayıldı. Medîne üzerine yürüyen müşrik orduları, yapılan savaşlarda mağlûb edildi. Daha sonra Mekke de fethedildi. İslâmiyet Arap Yarımadasının her tarafına yayıldı. Bundan sonra da İslâm orduları asırlar boyu, dünyânın dört bir yanına bir îmân seli gibi aktı. İslâm nûrunu dünyânın her tarafına yaydı. *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı
Irkçıyım demeyin!
1944 davası gibi Türkçü Turancılık yeniden lanetlenebilir. Çünkü küllerinden doğan bir akıma dönüştü. Peki nedir bu 1944 davası? 1944 Irkçılık-Turancılık Davası, bu toprakların gördüğü en büyük haysiyet, sadakat ve aynı zamanda en büyük ihanet kırılmalarından biridir. Türk tarihinin sayfalarına kapkara bir leke gibi kazınan, ama o lekenin içinden birer çelik gibi parlayarak çıkan Türk milliyetçilerinin destanıdır. ​Gelin, hafızamızı bir tazeleyelim de o günlerde ne dolaplar dönmüş, kimler kimlerin arkasına saklanmış bir kez daha görelim. ​Yıl 1944. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşıyoruz. Dünyadaki dengeler değişiyor, Sovyet Rusya ayısı pençelerini bileyliyor. Dönemin Ankara hükümeti ise arkasını sağlama almak, "Bakın biz faşist değiliz, komünist hiç değiliz, ortadayız" mesajı vermek için bir kurban arayışına giriyor. İşte tam o sırada, ömrünü Türk ülküsüne adamış, tavizsiz, bükülmez bir kale çıkıyor karşılarına: Hüseyin Nihal Atsız. Başbuğ ​Atsız Ata, dönemin Başvekili Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı o meşhur açık mektuplarla (yorumlarda mektupların genel yapısını yazdım, dileyen okuyabilir.) devletin kalbine sızan lanet sapkın komünist yapılanmaları, millî eğitimdeki çürümeyi bir bir deşifre ediyor. Vatan hainlerinin isimlerini bir bir yüzlerine çarpıyor. ​Peki devlet ne yapıyor? Teşekkürü geçtim, hakikati söyleyen her Türk aydınına yapıldığı gibi Atsız’ın üzerine çullanıyorlar! Sabahattin Ali gibi isimleri maşa olarak kullanıp Atsız’ı mahkemeye veriyorlar! ​3 Mayıs 1944’te Ankara’daki duruşma günü, o güne kadar susturulduğunu sandıkları Türk gençliği bir çığ gibi Ankara sokaklarına dökülüyor. (Benzeri yaşanacak, biliyorum. Tarih tekerrürden ibarettir ve biz tekrar bunları yaşayacağız) Binlerce Bozkurt, "Kahrolsun komünistler!" diye bağırarak Atsız’ın
1000Kitap

umay • İTC

@otuken_okuru
·
Bunu alıntılayıp ırkçılık üzerinde konuşacağım. Diyemiyoruz.
Gerçek düşüncelerimizi belki bu vakte kadar sakladık. Ancak şu anda tutukluyuz. Esir alındık. Artık tüm gücümüzle aktif olma yaktidir.
Alıntı
23:34
Allah’ım! Bana kötü bir niyetle yaklaşanın tuzağına kendisini düşür. Gözü beni görmesin, kulağı beni duymasın, kalbi beni anmasın. Bana zarar vermek isteyenin hesabını Sen boz, kurduğu planları kendi üzerine çevir. Kötülüğünü bana ulaştırmadan onu kendi niyetinin karanlığında bırak. Beni haset edenin hasedinden, kin tutanın kininden, fırsat kollayanın şerrinden muhafaza eyle. Kalbime huzur, yoluma selamet ver. Beni insanların değil, Sen’in korumana emanet ediyorum. Hakkımda hayır düşünenlere hayır, şer düşünenlere de adaletinle muamele eyle. Ben kimseye kötülük dilemeden yaşamayı nasip et. Gönlümü kıranları Sana havale ediyor, gönlümü yalnız Sana bağlıyorum. Çünkü en sağlam sığınak da, en büyük güven de Sensin Allah’ım. Hayırlı geceler. م
Sübhanallah..❤️ ​Şafaktan Önceki Son Ayet: Ahir Zaman, Mehdi ve Mesih’in Secdesi ​Zaman, mukaddes bir nehir gibi akıp yatağını bulmaya çalışırken; dünya kendi etrafındaki o yorgun dönüşlerini ahir zamanın ağır ikliminde sürdürüyor. Gökyüzü sanki her zamankinden daha yüklü, yeryüzü ise bağrında taşıdığı sırları açığa çıkarmak için adeta sabırsız bir sükût içinde demleniyor. İnsanlığın büyük imtihanı, o en dar, en karanlık dehlizden geçerken; kalpler sarsılıyor, inançlar sınanıyor. İşte tam bu zifiri karanlığın ortasında, kaderin levh-i mahfuzunda yazılı olan o ezeli söz, bir şafak vakti gibi ufukta belirmeye hazırlanıyor: ​"Gözün gördüğü yokluk, kaderin gördüğü o muazzam başlangıca teslim olacak." ​Ahir zaman; kalplerin yabancılaştığı, vefanın bir sır gibi toprağa gömüldüğü, doğrunun yalanla, nurun zulmetle perdelendiği o son duraktır. Fakat ilahi adalet ve merhamet, bu ümmeti asla başıboş, çaresiz ve rehbersiz bırakmamıştır. Nitekim Kur'an-ı Kerim, her şeyin bittiği sanılan o yerde, kozmik bir nizamın ve büyük bir dönüşün işaretlerini verir. Cenab-ı Hak, Necm Suresi’nde şöyle buyurur: ​"O yaklaşmakta olan (Mehdiyet, kıyamet ve ahiret giderek) yaklaşmaktadır. Onu (müjdelenen ve beklenen büyük değişim ve dönüşümü) Allah’ın dışında ortaya çıkaracak (ve zorlukları aşıp kutlu fetihler açacak) başkası yoktur!" (Necm, 57-58) ​Dünya bu yaklaşan saatin sancılarıyla kıvranırken, tırtılın "yolun sonu" dediği o çaresizlik anında, ümmetin üzerine bir saadet asrının muştusu gibi Hz. Mehdi doğacaktır. O; adaletin, sadakatin ve el-Emin olmanın yeryüzündeki son kalelerinden biri olarak, adeta insanlığın unuttuğu o kadim şefkati yeniden ihya etmek için gönderilecektir. Zulmün dünyayı bürüdüğü, kalplerin katılaştığı bir hengâmede o; ümmeti bir araya getiren, dağılan tesbihi