boykut yapmak için en önemli sebeblerden 1 tanesi
6- Yeryüzünde Peygamber Efendimize en çok kin besleyen halk, Yahudilerdir. Nitekim kinleri, neredeyse yeryüzünü kaplayacak. 1957 senesinde Fransızca olarak Paris'te bası-lan Zohar kitabının 2. Cildinin 88. Sayfasında şu bilgiler yer almaktadır: "Ey İsrailoğulları! Ne yaparsak yapalım, derisini soyup pislik atıklarıyla dolu bir tencerede kayпа-tıp çürük kemiklerini çılgın köpeklere atsak da Muham-med'e hak ettiği cezayı veremeyiz. O, bundan daha beteri-ni hak etmektedir. Çünkü İsrailoğullarına ihanet etmiştir, içimizde en hayırlı olanlarımızı ve dostlarımızı yalanlarına inanmaya çağıyor. Dünyada en çok arzuladığımız şeylerin üzerine konuyor. Bundan ötürü Cumartesi günleri yapu-ğımız mübarek ibadetlerde ona lanet okumanız gerekir. Gideceği yer Cehennem çukuru olsun, orası ne kadar da kötü bir yerdir." Bu cümleler, bizzat Yahudilerin ağzından çıkmış cümlelerdir. Bundan ötürü Siyonistlerle olan sava-şımızın inanç savaşı olduğu unutulmamalıdır. Bir tarafta Allah'ın insanlık için seçtiği en son din, diğer tarafta insan-ların elleriyle yazılmış, sonradan tahrif edilmiş batıl din... Yahudilerle olan savaşımız, iman ve küfür savaşıdır. Bu, Allah'ın dostları ve şeytanın dostları arasında olan bir sa-vaştır...
Sayfa 162
"common whore of mankind"
Timon of Athens"in konusu çok yalındır: Akıllara sığmaz bir görkem içinde yaşayan, zenginler zengini Timon, savurganlığının doğal bir sonucu olarak servetini yitirir. Çevresini sarıp, onun sırtından geçinen dalkavuklar, bunun üzerıne Timon'a sırt çevirirler Korkunç bir düş kırıklığı duyan, aşırı bir iyimserlikten ve sevgiden aşırı bir kötümserliğe ve kine kapılan Timon da, yalnız nankör dostlarına değil, tüm insanlara düşman kesilir. Doğup büyüdüğü Atina kentine bir daha ayak basmamaya, insan yüzü görmemeye karar verır. Yaralı bir hayvan gibi, ıssız bir deniz kıyısında, bir mağaraya sığınır. Ama ne gariptir ki, varlıklı olmak onun alınyazısıdır bir bakıma. Çünkü Timon açlığını gidermek için toprağı kazıp bir kök ararken, yığınla altın bulur. Şimdi istese, eski yaşantısına dönebilir, boşuna sevdiği o eski dalkavuklarını ya da yenilerini gene çevresinde toplayabilir. Ne var ki, Timon onulmaz bir kin içindedir artık. "common whore of mankind" (İnsanların ortak orospusu) saydığı altını, bunu ancak kötü amaçlarla kullanabileceklere, örneğin frengili fahişelere ya da adam öldüren eşkıyalara verir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Öldüğünde nefreti nereye gidecek? Onunla birlikte ölecek mi?Buna inanmak pek mümkün değil.Belki de odada kalır ve penceredeki çatlaklardan yavaşça dışarıya sızıp sürekli şehrin üzerine çöken büyük nefret bulutuyla birleşir."
Sayfa 63
Eh, estetik bir böcekten başka bir şey değilim ben... (Bu düşünce hoşuna gitmişti. Kin dolu bir sevinçle bu düşünceye sarılmış, onu didik didik ediyor, onunla sanki oynuyordu.) Evet, gerçekten bir böceğim ben. Önce, bir böcek olduğumu düşündüğüm için bir böceğim. İkincisi, sözde, kişisel çıkarımı düşünmediğime, ya da kişisel bir hırsımın olmadığına, yalnızca güzel, yüce bir amaç için çalıştığıma tam bir ay Büyük Varlığı tanık gösterip durduğum için bir böceğim... Ha, ha, ha!.. Üçüncü olarak da, olası bir adalet duygusunu ağırlık ölçüsüyle, metreyle, aritmetikle ölçmeyi düşündüğüm için... Böceklerin en işe yaramazını aldım, ilk adımım için bana gerekli olanı, ne biraz azını, ne de fazlasını (fazlası, kadının vasiyeti üzerine bir manastıra gidecekti sanırım... Ha, ha, ha!..) almak için öldürdüm... Son olarak da (dişlerini gıcırdatarak sürdürüyordu düşünmeyi): kendim o öldürdüğüm böcekten daha iğrenç, daha pis bir böcekken, onu öldürdükten sonra bunu kendi kendime söyleyeceğimi önceden sezinlemişken bunu gene de yaptığım için bir böceğim. Bu dehşetle boy ölçüşebilecek bir duygu var mıdır acaba dünyada?
Sayfa 331 - İletişim Yayınları
Takdir Edilmeyi Beklemek ve Takdir Etmek Çıkarcı Bir Yaklaşımdır Varlık çıkarı için genel yararı yok sayarak tutarsızlığı da takdir edebilir. Bir varlığın değerini gösteren dikkat çekici özellikler şunlardır; Düşüncelerinde, duygularında ve tutumunda tutarlılık varsa o varlığın güzelliği o derece artar. Takdir görüp görmemek popüler dünyada önemli olabilir. Yalnız takdir beklemek veya göstermek değerli değildir. Çünkü önemli değerli anlamına gelmez. Düşünceler, duygular ve tutumlar değerlendirme konusudur. Maddi güç ve eşyalardan çok daha değerlidir. Güç öncelikli baskın bir tutum ötekilere cazip gelme sebebi o güçten mahrum edilmiş olmalarıdır. Oysa bu gücü hissettirecek bir güce sahip olmak bile utanç verici bir sonuçtur. Mana ve madde dengesi ile yaşam değerini ve değerlerini korur. Dengeyi madde güç üstünlüğü ve imtiyazlı üretmek ve korumak anlayışını beklemekten yana kullanan her niyet çürür ve çürütür. Her zorluk her varlığı güzelleştirmeyebilir. Yaşadıklarından dersler çıkartan ve bilgelik üreten varlıktan bundan rahatsızlık duyanlar da ki yansıması bir öfke gibi gelir. Oysa algı yanılgısı böyle his ve düşünce üretir. Bakış açısı bakış acısı her an nefsi niyetine uygun her varlığın yönünü değiştirir. Varlık düzeyine göre nefsi niyetine uygun yenilgi görme sebebi bu doyumsuz tutumudur. Yaşamın içinde üretilmiş hiçbir dayatma doğal değildir. Doğal olmayan dünyanın hakikati değildir. Yaşanan gerçek ne olurda olsun hakikati gerçeğe satan ne kadar çok olursa olsun sonuç değişmez. Doğasına uygun hakikat her varlık için her çağda tektir. Hakikat sevgiyi yaşatan ahlak demektir. Sevgiyi yaşatan etik ahlak anlayışı din değildir. Din ve inanç her varlığa göre farklı sapkın yollar misyoner çabalar sonucu gösterebilir. Yalnız gücü hakikati değiştirmeye
Hayata Dair
1920 mayısında milliyetçiler hilafet ordusuyla boğuşurlarken, itilaf Devletleri Osmanlı imparatorluğu'na dikte etmeyi tasarladıkları bir Barış kıyısı üzerinde anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmayı Sevr antlaşması diye adlandırılacak olan bir belge haline sokacaklardı. Churchill'in dediği gibi Batı dünyasının Türkiye'deki tutumu sonucunda yer atmış olduğu kin ve nefret ateşi üzerine dökülen bu taze akaryakıt, milliyetçilerin davalarında ne kadar haklı olduklarını ispata ayırdı. Artık Mustafa Kemal yalnız bir avuç yurtseverin değil bütün Türk milletinin desteğini elde edecekti.