Çekin dedim. Çektiler. Zavallı dişim kerpetenle ağzımdan çıkarılıp tıbbi atık kutusuna atıldı. Dramatik bir andı, onca yılımızı beraber geçirmiştik ve doktor kılığındaki bir nalburun acımasız kerpeten darbeleri ile bir anda sonsuza kadar ayrılmıştık. Ama yemişim dramasını. Ağrıdan kurtuldum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
…nevresimleri çıkarıp kirliye attım. Keşke kendimi de atabilsem. Biri beni çamaşır makinesinde 60 derece ön yıkamalı programda yıkasa. İçime yumuşatıcı katsa. Sonra bol suyla foşur foşur durulasa. 1400 devirde sıksa. Bitince çıkarıp balkondaki çamaşırlığa kollarımdan assa. Güneş vurdukça hafif hafif kurusam. Sonra toplansam, katlansam, mis gibi koksam. Böyle bir şey mümkün değil tabii, saçmalamayın. Ama yalnız başına nevresim değiştirmenin de Allah belasını versin.
Sonra işte çok özledim. Özlemekten kalbim ağrıdı. Kavuşamayacağınızı bildiğiniz özlemekler çok çirkin ve silahlı. İnsanın doğrudan canına nişan alıyor.
Halbuki hayatın şaşmaz bir saati var ve çarklarını yutsanız dahi hiçbir şeyi değiştireyorsunuz. Bunu kabullenmek benim beş yüz yılımı aldı.
Çaresizlik mi diyorsunuz? Bizim en büyük çaresizliğimiz, aklımızın hâlâ başımızda olması.
Biri eksildiğinde, evinizde yer açılmaz da tam ortasında kocaman bir delik açılır. Artık o deliğin üstüne basmadan devam etmeniz gerekir. Basarsanız düşersiniz. Kıyıdan kıyıdan yaşamak diye bir şey var, zamanı gelince mutlaka öğrenirsiniz.