Yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir. Bazılarından biraz daha uzun süre kaçabiliyoruz ama er ya da geç yakalanıyoruz. Yaşlanmak, artık kaçma teşebbüsünde bulunamayacak kadar yorulmak demektir. Gençler kaçarlar, yaşlılar beklerler; mukadder olan nerede olursak olalım gelip bizi buluyor.
Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. Kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok.
Sevincim, ahirette elde edeceklerime; üzüntüm, ahirette kaçıracaklarıma yönelmeliydi. Dünyada elde ettiklerime sevinip neşelensem ne olurdu ya da elden kaçırdıklarım için acı çekip kendi kendime kızsam? Hepsi geçiciydi. Bütün kaygım, ölümden sonraki hayat için olmalıydı.
Önümdeki ölümü yok sayarak dünya hayatının olanca kısalığına rağmen sonsuz ümitler ve hayaller peşinde koşuyordum. Bu bir illüzyondu. Dünya batıp giden bir aydınlıktı. Geçiveren bir gölge, yıkılıveren bir direk. Meşakkatli bir yol. Görünüşü hoştu. Bu yüzden insanı helak ediyordu.