-Bu kitabı sakla. Düşüncende bir mısra oluştuğu ve gün ışıgına çıkmak için dudaklarına kaydığı her seferinde, onu kendine sakla, sır gibi gizlenecek bu kitaba yaz. Yazarken de Ebu Tahir'i hatırla.
Kadı, bu davranışı ile, bu sözleriyle, edebiyat tarihinde en iyi korunmuş gizlerden birine yol açtığını biliyor muydu? Ömer Hayyam'ın o ince şiirlerini keşfetmek, Rubaiyat'ını çağların en özgün yapıtı saymak ve Semerkant'ın bu elyazması kitabının garip öyküsünü öğrenmek için aradan sekiz yüz yıl geçmesi gerekeceğini nereden bilecekti?
Ömer, kimsenin yardımı olmadan ayağa kalktı. Kimseye bakmadan, dosdoğru yürüyordu; gururlu tavrı, lime lime olmuş giysilerini ve kanlı yüzünü bir tül ile örter gibiydi. Önünde meşaleli zabıta güçleri yol açıyor, ardında saldırganlar güruhu yürüyordu. En arkadan da ayak takımı gelmekteydi. Ömer onları görmüyor, duymuyordu. Ona göre sokaklar ıssız, yeryüzü sessiz, gökyüzü bulutsuzdu ve Semerkant, daha hala birkaç gün önce keşfettiği o düş ülkesiydi.
Ömer, bütün bunları izlerken: "Dikkat etmezsem, günün birinde ben de böyle olacağım." diye düşündü. Korktuğu sarhoşluk değildi; nicedir şarapla aralarında karşılık bir saygı oluşmuştu. Onun asıl korktuğu, içindeki saygınlık duvarını yıkmalarından ürktüğü, insan yığınlarıydı.