çok şey öğrendim geçen üç yol boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım
bir pardösüm bile olduğu içinde kaybolduğum
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin.
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
çocukken şöyle dua ederdim tanrı’ya:
tanrım bana hiç erimeyen, kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
kardeşimle kendimize durmadan.
olmayan çayları,
olmayan fincanlardan içerdik.
olmayan kapıları açardık,
olmayan ziller çaldığında.
siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat.
yedi günde yarattığımız dünya
mutlu olurduk pastel boya koksa.
ve şimdi şöyle dua ediyorum tanrı’ya:
olanlar oldu tanrım. bütün bu olanların ağırlığından beni kolla.
nietzsche, “meşgul İnsanların temel eksikliği" isimli aforizmasında şöyle der: "meşgul olanlarda ekseriyetle daha yüksek bir meşguliyet eksikliği vardır, bu açıdan tembeldirler. meşgul olanlar, mekaniğin ahmaklığı uyarınca, bir taşın yuvarlanışı gibi yuvarlanıyorlar." çok farklı meşguliyet tarzları vardır. mekaniğin ahmaklığını takip eden meşguliyet ara vermek bakımından fakirdir. makine duraklayamaz. bilgisayar, devasa hesaplama yeteneğine rağmen ahmakur çünkü tereddüt etme noksanlığı vardır.