Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Öneri üzerine okumasaydım kesinlikle yarım bıraktığım kitaplar arasında yerini alırdı. Zira 300 sayfalık kitabın ilk *tam 140* sayfasından çok sıkıldım. Hikaye bir cinayetle başlıyor. Yazar oldukça basit bir dil kullanıyor, edebi bir tat alamamanın yanısıra zamanı hiçe sayan olmasa da olur geçişleriyle hikayeyi sürekli erteliyor. Bu şekilde okuru meraklandırmayı amaçladıysa söylüyorum, sadece beni yıldırmayı başardı. Katili aramayı düşünmedim bile. Ana karakter değişik biri, 140 sayfayı katlanılır kılan biraz da o oldu. Eğer sizin de ilginizi çekerse keyif alabilirsiniz. İlerleyen bölümler merak uyandıran ve heyecanın arttığı bölümlerdi. Ana karakter ve katil ters köşeydi. Karakter gerçekten zekice düşünülmüş ve katilin ortaya çıkışı da çok kendine has bir şekilde anlatılmış. Okumaya değerdi. Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli
Yaşamımızdaki sarsıcı durumları dile getirmek istediğimizde, ağırlık belirten eğretilemelere başvurmak eğilimindeyizdir. Bir şeyin bizim için büyük bir yük olduğunu söyleriz. Ya taşırız bu yükü ya da beceremez, okkanın altına gideriz, bu yükle didişir, kazanır ya da kaybederiz. Ya sabina - sahi ne olmuştu ona? Hiç. İçinden terk etmek geldiği için bir erkeği terk etmişti. Erkek onun peşinden mi gelmişti? Ondan intikam almaya mı çalışmıştı? Hayır. Sabina'nın dramı ağırlığın değil hafifliğin dramıydı. Onun payına düşen yük değil, varolmanın dayanılmaz hafifliğiydi.
"bir kısır döngü," dedi sabrina. "müzik gitgide daha yüksek çalındığı için insanlar sağır oluyor. ama insanlar sağır olduğu için müziğin daha da yüksek çalınması gerekiyor."