Dünya aleme bağırıp çağırmanın bir faydası olacağını sanmak ne büyük saflık, sanki insan böyle yaparsa kaderi değişecekmiş gibi. Bir insan ne verilirse onu almalı, aşırıya kaçmaktan uzak durmalı. Gençken bir lokantaya gittiğimde garsonun arkasından şöyle bağırırdım: İyi bir dilim olsun, çok iyi bir dilim, sırt tarafından, fazla yağlı olmasın. Sesim belki doğru dürüst duyulmuyordu bile, en azından garsonun dikkatini çekecek kadar değil, hem küçük bir ihtimal garson söylediklerime kulak verse bile sözleri
m mutfaktaki eti di limleyen aşçıbaşına ulaşmıyordu ve bütün bunlar bir yana, koca rostoda doğru dürüst bir dilim de olmayabilirdi. Artık katiyen bağırmıyorum.
Asıl haz, haz alınan şeyde değil onu düşünmekte yatıyor.
Hizmetimde itaatkar bir cin olsaydı da bir bardak su getirmesini emrettiğimde bana su yerine dünyanın en değerli şaraplarını bir kadehte karıştırarak hazırladığı leziz karışımı sunsaydı onu kovardım, ta ki bu cin, hazzın içtiğim şeyde değil, kendi istediğimi yaptırmamda yattığını öğrenene dek.
Zamanımı şöyle bölüştürüyorum. Bir yarısında uyuyorum, öbür yarısında rüya görüyorum. Uyurken hiç rüya görmüyo rum, aksi yazık olurdu; zira uyku dehanın zirvesi.