Cioran, tutanacak dalın kalmadığı bir zaman ve/veya coğrafyada yaşamışlığın verdiği bir tarihselliğin neticesi olarak mı bu metinleri yazdı, diye düşünsek bile onu okumaktan kendimizi alamıyoruz. Peki neden? Sanırım birçok yerde hayat hakkında modern insanın anlam bulunmadığı yönündeki kanaata yönelten mücbir sebepler bizi buna itiyor olmalı diye düşünüyorum. Din,bilim, felsefe ve ideolojilerden hangisine yanaşarak anlam arasak yolumuz karanlığa varıyor. Ama en çok da modernleşme ve sonrası dönemlerin bilimci ve ferdiyetçi hayat tarzı büyük bir yıkıma insanı getirdi. Bu vakıa içinde her şeye bu kadar açık sovebilen ve bunu çok kuşatıcı yapabilen pek başka kimse yok gibi.
Bilim ve felsefe deki sistemli düşüncenin aslında ne kadar da anlamsız olduğunu vurgulayan Cioran, bu fragmanlarla kendini yakınlarımız arasına sokmayı başarıyor.
Ölümden bu kadar çok söz etmesi, doğumu yine ölümle özdeş, ona giden yolun başlangıcı olarak ele alması belki de her insanın en gizli ve en büyük gündemi olan ölüm üzerine bu kadar çok hüküm, kanı, sayıklama üretmesi onun belki de en büyük tutarlılığıdır.
Şüpheci, kararsız veya eylemsiz kalmanın en geçerli yol olduğunu salık veren birisi olarak ülkemizdeki bilimci/pozitivist/laik kesimlerdeki fertler ve dindar/mümin/Teist kesimlerdeki fertler için bir bayrak oluşturmaması gereken birisi olarak görüyorum Cioran'ı.
Ölüm üzerine o kadar çok düşünce öğretiyor ama aslında bu sözlerin biraz da laf kalabalığı olduğunu düşündürüyor. Mesela 90.
sayfanın son satırlarında şunu söylüyor: " Bir Normandiya köyünde cenaze töreni. Cemaati uzaktan izleyen köylüye ayrıntıları soruyorum. Anlatıyor. " Daha gençti, altmışına yeni basmıştı. Tarlada ölü buldular onu. İnsanın elinden ne gelir? böyledir işte... Böyledir işte... Böyledir işte... "
Tuhaf gelen bu