Kitap başlar başlamaz okuyucuyu sarıp sarmalayan bir dille yazılmış. Öyküler çok akıcı ve çok içten. Yazarın bir psikiyatrist olarak son derece hoşgörülü, açık sözlü ve gerçeğe saygılı olduğunu fark ediyorsunuz. Yaşanan öykülerde ben de çevremdeki insanlardan örnekler buldum. Gerçekten hayatla mücadele ederken insanların birbirlerine ve kendilerine yaşattığı üzüntü verici olayları ve bunların nedenlerini açıkça resmeden yazar çok naif bir dil kullanmış. Kişilerle ilişkilerinde son derece saygılı ve anlayışlı. Kimseyi yargılamadan sorunları ortaya koyuyor.
Ben Türk toplumunu anlamak için rehber olabilecek bir niteliğinin olduğunu düşünüyorum. O yüzden okumaya değer buluyorum.
Yaşananların yorgunluğu... Hep bir az sevmislik ve az sevilmislik duygusu... Geçen zaman... Aglayan bir yürek... Kalp ağrısı... Ruh sancısı... Hep bir geç kalmislik hep bir yitirmişlik... Memnuniyetsizlik... Sevgi cimriligi ve anlayış isteği... Zamanin hastalığı bu yoksulluk... Ya da varolusun ezelden beri süregelen hastaligi... Zamani suclamayi marifet saydigimiz... Her sey varken bile hiç bir şeyin yok gibi hissetmek... Yaşamı hep kolayindan yakalama arzusu ama giderek daha çok yitirmenin acımasız gerçekliği... Her akillandim deyisimizde bunun yalan olduğunu bilmemiz... Bitmek tükenmek bilmeyen yavsakligimiz ve onun elinden tutan yalnizligimiz, eksikligimiz... Biz buyuz işte... Aslında asıl savasimiz tek savasimiz var. O da kendimizle...