İnsan, merkezden kendisini uzaklaştıran bu yolculuğa, epey acayip bir tekneye binerek açılır. Bu teknenin adı "nefs" veya
"ben"dir. Hayatı boyunca, azgın dalgalar arasında kâh o yana kâh bu yana savrulur; Ulysse gibi İthaka'yı, yani anavatanını arar. Zaman geçtikçe gemi eskir, su alır, dümeni tutmaya çalışan eller sızlar ve soğuk insanın iliklerine işler. Ah! İnsan hep İthaka'nın sakin sularını, güneşin ısıttığı yemyeşil sahilleri ve güven veren, o coşku dolu sükûneti arar. Arada sırada fırtına geçici olarak dindiğinde geminin bir adaya ulaştığı olur ama nedense içindeki huzursuzluk insanı hep yeni arayışlara iter, yeniden "ben" gemisine binip "İthaka" ümidiyle engin denizlere açılır.
Belki de zamanın başlangıcından beri insanın temel dramı, kendisine yetmediğini sandığı bir dünyanın içine yerleştirilmiş olması ve kabına sığamamasıdır.
Ne var ki ruh, doğa yasası diye bir şey tanımaz; çünkü insanın gözüne kestirdiği amaç durağan değildir, değişebilir her zaman. Ama bir kimse gözüne bir amaç kestirmişse ruhundaki olaylar ister istemez ortada uyulması gereken bir doğa yasası varmış gibi bir akıl izler.
Çocuk ruh sağlığında, bir çocuğun özgeçmişi öğrenilirken, gebeliğin planlı olup olmadığı özellikle sorulur. Çünkü çocuğun isteyerek ya da istenmeden dünyaya getirilmiş olması onun ruh sağlığını etkilemektedir.