1703 İsyanı (Osmanlı Siyasasının Yapısı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
493
Gösterim
Adı:
1703 İsyanı
Alt başlık:
Osmanlı Siyasasının Yapısı
Baskı tarihi:
Nisan 2011
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055668198
Kitabın türü:
Çeviri:
Çağdaş Sümer
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tan Kitabevi Yayınları
Makaleleri ve kitaplarıyla, Osmanlı ve Orta Doğu-Kuzey Afrika tarihyazımında hakim paradigmaların sarsılmasında önemli bir rol oynayan Abou-El-Haj’ın, bu paradigmaların ötesine geçme çabasındaki pek çok genç araştırmacı için de bir rehber olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.
Osmanlı tarihyazımına hakim olan Batı-merkezci ve teleolojik yaklaşımlara yönelttiği sert eleştirileri ile tanınan Abou-El-Haj, bu çalışmasında 1703 yılında yaşanan ve Edirne Vak’ası olarak da bilinen isyandan yola çıkarak geliştirdiği alternatif yaklaşımın meyvelerini okuyucu ile paylaşıyor.
Osmanlı tarihinin karanlık çağları olarak kalmaya devam eden 17. ve 18. yüzyıllara yaptığı yolculukla yazar, vezir ve paşa kapılarının hakimiyetinde evrim geçiren Osmanlı siyasasının yapısal dinamiklerini bir kriz anında tespit etmeye çalışıyor. Yer yer psikinalitik tarihten de faydalanan bu çözümlemeye, 1703 isyanının gün gün anlatısıyla II. Mustafa döneminin önde gelen siyasi figürleri, saray yaşantısı, ulema, yeniçeriler ve İstanbul halkı da eşlik ediyor.
Edirne Vak’ası ve Osmanlı siyasi yapısına dair bu renkli anlatının ilgiyle okunacağını umuyoruz.
187 syf.
·116 günde·Beğendi·7/10
İlkokul ve lise tarih kitaplarında Osmanlı Tarihi, Kuruluş (1299-1453), Yükselme (1453-1566), Duraklama (1566-1699), Gerileme (1699-1820), Dağılma ve Çöküş (1820-1922). Bu dönemlendirme hakkında şematik bir biçimde resmedildiğinde __/```\__ bir gemi bacasını andırdığını Osmanlı Tarihi hocam söylediğinde dönemlendirme ve bu dönemlendirmenin ana tezi olan gerileme paradigması ilgimi çeken bir konu oldu ve son iki yıldır okumalarımın seyri bu yöndeki araştırmaları incelemekle geçti ve geçmeyede devam ediyor. Bunun sebebi ise imparatorluk tarihinin ilk 250 yıllık tarihinin kuruluş ve yükselme dönemlendirmesi başlığı altında hem ilkokul ve lise yıllarında derslerde ilgi görerek dinlenmesi hemde akademik camiada da araştırmaların büyük bir bölümünün bu dönemi kapsaması. Durum böyle olunca 17. ve 18. yy'lar imparatorluğun karanlık cağları olarak kalmıştır. 19. ve 20. yy'ın başları ise modernleşme ve cumhuriyete giden süreci ihtiva etmesi açısından yine bu dönemde üzerine çokça araştırılmıştır. Derslerin ve tarih anlatımının bu dönemlendirme altında ve dönemlendirmenin başlık formatına uygun bir tarih yazımı ise durumu can sıkıcı bir şekilde lanse etmiştir. Yurtdışında 1960'lardan beri ülkemizde ise son 20 yılda ( ki o da çok az bir kesim tarafından) gerileme teması eleştiriye tabi tutulmuş Osmanlı ve etrafındaki dünya ile olan bağlantısı irdelenerek sosyal ve ekonomik yönüde incelenmeden salt askeri başarı-yenilgi ekseninde bir tarih yazılamayacağı savunulmuştur. Gerileme söylemi aslında 17. yy'da yaşanan kriz ve değişim döneminin aydın ve bürokrat devlet adamlarının layihalarında görülmektedir. Lakin bu durum onların pozisyonlarındaki değişmelerden kaynaklanmaktaydı( bu konuda Mehmet Öz/Kanun-ı Kadimin Peşinde ve Mustafa Armağan/Gerileme Paradigmasının Sonu' bakınız). Yazar, bu eserinde 1703 isyanı üzerinden 17. yy'da Osmanlı siyasasında bir gerilemenin değil değişimin yaşandığını siyasal aktörler ve kurumsal değişimler örneği ile bize sunuyor. 17. yy'ın ilk yarısında sık sık taht değişikliği ve istikrarsız yönetimler meydana gelmiş ve imparatorluk türlü krizlerle karşılaşmıştır ( çocuk ve akli dengesi yerinde olmayan padişahlar, iktisadi ve mali bunalım, sosyal karışıklık, nüfus patlaması ve kıtlık). 1656'da yaşanan bu istikrarsızlığa son vermek isteyen IV. Mehmed (15 yaşında) ve Validesi Turhan Sultan Köprülü Mehmed Paşa'ya sadaret mührünü olağanüstü yetkilerle verirler. İktidar boşluk kabul etmez ve bu durum Fâtih, Yavuz, Kanunî gibi klasik Osmanlı padişahı tipinin yerini yönetimde daha az etkin padişahın olduğu bir tipe ve sadrazamların etkin olduğu bir yönetime evrilmesine neden oldu. Bu kitap ise Köprülülerle başlayan bu paşa kapısı(bab-ı ali) gibi guc odağının tek olmadığını Defterdar kapısı ve Şeyhülislamlık kapısı ( bab-ı meşihat) gibi güç odakları olduğunu ve bunlar arasındaki mücadeleyi bize aktarıyor. Gerileme yok kriz var Osmanlılar bu krizi dönüşüm ve değişim yaşayarak hayatlarını 350 yıl daha devam ettiriyorlar. Konuyla ilgilenenler olursa belli başlı eserleri okumasını tavsiye edebilirim; Mehmet Genç- Osmanlı İmparatorluğu'nda Devlet ve Ekonomi, Şevket Pamuk- Osmanlı Ekonomisi ve Kurumları, Virginia Aksan/Daniel Goffman- Erken Modern Osmanlılar, Karen Barkey- Farklılıklar İmparatorluğu, Rifa'at Ali Abou-El-Haj-Modern Devletin Doğası, Sam White- Erken Modern Dönemde Celâli Isyanlari, Suraıya Faroqhi- Türkiye Tarihi 1603-1839.
187 syf.
·4 günde·Beğendi·6/10
Osmanlı devletindeki isyanlar arasında özgün bi yere sahip "Edirne Vakası" olarak adlandırılan konuyu ele alır. İsyanın özgün olmasının sebebi bugünkü sivil toplum eylemlerinin benzeri bir hareket oluşudur. Tüccar, ulema, askeri bir sınıf olan cebeciler ve yönetimden hoşnut olmayan halk 2. Mustafa ve o dönemin Şeyhülislamı Feyzullah Efendiden öfkelerini dindirecek bir teselli isterler. Bir çok yönden ele alınabilecek kısa ve faydalı bir çalışma olmuş.
Bugüne kadar, Osmanlı siyasetinin açıklanması ve çözümlenmesi için kullanılan standart çerçeve karizmatik modeldir. Siyasetin dinamiği esas olarak iktidardaki hükümdarın kişiliğine bağlanır. Olumlu ya da olumsuz tüm nitelikleri, hükümdarlığının siyasi tarihine silinmeyecek şekilde kazınır. Bu tür bir açıklamada göz ardı edilen şey, sultanların kişisel yönetimlerini desteklemek üzere yıllar boyunca evrimleşen alt-yapıların varlığıdır. Oysa, karizmatik davranış ve model istikrarsız dönemlerde işe yararken,
alt-yapilar hem işleyişin hem de ifa edilmesi gereken görevlerin sürekliliğini sağlar.
Osmanlı tahtının potansiyel varisleri olan şehzadeler için ugulanan kafes sisteminin, aynı zamanda, karizmatik niteliklere sahip olan sultanların yükselmesini engellemeye de hizmet ettiği ve bu uygulamanın tahta çıkışların daha az gürültü patırtıya
yol açmasını temin etmek için olduğu kadar, yeni gelişen siyasi altyapıların iktidarı kontrol etmeyi amaçlayan girişimlerine hizmet etmek için de yürürlüğe konulduğu ileri sürülüyor. Karizmatik bir
liderin önde gelen niteliklerinden biri, kendi yöntem ve araçlarını kendisinden öncekilerin yerine geçirme konusundaki israridır; buna mukabil, tarihsel olarak gelişen alt-yapılar açısından ise süreklilik, iyi idarenin temelini oluşturur. Öte yandan, karizmatik liderler, kendilerine ait bir süreklilik inşa etmelerine olanak verdiginden, istikrarsızlık sayesinde başarılı olurlar.
Müsadere politikası yoluyla zenginliklerine el koyarak, hanedan, saraydan çıkanların kendilerini süreklileştirme kapasitelerini azaltmada başarılı oluyordu. Saray Müslümanları hizmetine almaya yöneldikçe, müsadere uygulamaları Müslüman olarak doğan görevlilere de uzandı. Bu kişiler sultan tarafindan kapı kulları olarak görülüyordu ve bundan ötürü aynı düzenlemelere tabiydiler. Yine de, eğer en azından on yedinci yüzyılın ikinci yarısı boyunca
uygulanan bu politikanın amacı kapıların kendilerini süreklileștirmelerinin önüne geçmekse, bu konuda başarılı olunamadı.
Görünüşe göre, ne sultanlar ne de önde gelen idarecileri müsadere politikasının titizlikle uygulanmasıyla ciddi bir şekilde ilgileniyorlardı. Uygulamada pek çok kaçamak noktası vardı. Bunlardan biri, ilk uygulamaları daha on altinci yüzyılda bulunabilecek olan kisisel mülkiyetin devredilemez aile vakiflarına, evkaf-ı zürriye'ye
dönüştürülmesiydi. Bu vakıflardan elde edilen gelirler bir sonraki kuşağın varislerine devrediliyordu. Bunun gibi, sultanlar da, vefat etmiş bir vezirin kapısını oğluna devrederek müsadere politikasını ihlal edebiliyorlardı.
On yedinci yüzyılın son yirmi yılındaki Osmanlı siyasi yaşamının açıklanmasında yapısal bir yaklaşımın benimsenmesi ve 1703 isyanında rol oynayan güçlerle ilgili dinamik bir yaklaşım geliştirilmesi, nihai bir hipotez olabilecek şekilde genel bir sonuca varmamizi mümkün kilar. Pek az istisna dışında, Osmanlı siyasi tarihinin son yıllardaki genel yorumcuları hâlâ karizmatik liderlik temel ilkesi çerçevesinde düşünmekte ve bu nedenle önceki iki yüzyıl içinde Fatih Sultan Mehmed ve Kanuni Sultan Süleyman
tarafindan hayata geçirildiği şekliyle idari meselelerde sarayın belirleyici olduğunu kabul etmektedirler. Bu yorumlar, sultanin devsirme sistemi yoluyla iktidarı tekeline aldiğı varsayımına dayanırlar. Ister sarayın içinden isterse dışından kaynaklansın, tarihsel ihtiyaçlara yanıt vermek üzere siyasi alt-yapıların evrim geçirmesi yoluyla bu klasik normdan herhangi bir farklılaşma yaşanması, bir canlanma işareti olarak değil, aksine bir gerileme ve çözülme işareti olarak görülür. Burada tarihsel olarak değişime uğramış "Marksist ikilem"i hatırlatan bir çelişkiyle karşı karşıyayız: Proletaryanın zaferi hem tarihin hem de siyasetin sonuna işaret eder. Fakat Osmanlı örneğinde, söz konusu çelişki baş aşağı çevrilmek zorundadır. Karizmatik bir figürün liderlik ettiği devşirmelere dayalı idari sistem, tarihsel olarak belirlenmiş bir fenomen ve bundan dolayı bir norm olarak görülürken, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda gelişen siyasi alt-yapılar, esasen sapmalar
ve bundan dolayı gerileme ve yozlaşmanın belirtileri olarak değerlendirilirler. Bu sav dizisi, bu iki yüzyıl boyunca Osmanlı toplumunun bir durağanlık durumuna eriştiği șeklindeki abes varsayima dayanır

Kitabın basım bilgileri

Adı:
1703 İsyanı
Alt başlık:
Osmanlı Siyasasının Yapısı
Baskı tarihi:
Nisan 2011
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055668198
Kitabın türü:
Çeviri:
Çağdaş Sümer
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tan Kitabevi Yayınları
Makaleleri ve kitaplarıyla, Osmanlı ve Orta Doğu-Kuzey Afrika tarihyazımında hakim paradigmaların sarsılmasında önemli bir rol oynayan Abou-El-Haj’ın, bu paradigmaların ötesine geçme çabasındaki pek çok genç araştırmacı için de bir rehber olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.
Osmanlı tarihyazımına hakim olan Batı-merkezci ve teleolojik yaklaşımlara yönelttiği sert eleştirileri ile tanınan Abou-El-Haj, bu çalışmasında 1703 yılında yaşanan ve Edirne Vak’ası olarak da bilinen isyandan yola çıkarak geliştirdiği alternatif yaklaşımın meyvelerini okuyucu ile paylaşıyor.
Osmanlı tarihinin karanlık çağları olarak kalmaya devam eden 17. ve 18. yüzyıllara yaptığı yolculukla yazar, vezir ve paşa kapılarının hakimiyetinde evrim geçiren Osmanlı siyasasının yapısal dinamiklerini bir kriz anında tespit etmeye çalışıyor. Yer yer psikinalitik tarihten de faydalanan bu çözümlemeye, 1703 isyanının gün gün anlatısıyla II. Mustafa döneminin önde gelen siyasi figürleri, saray yaşantısı, ulema, yeniçeriler ve İstanbul halkı da eşlik ediyor.
Edirne Vak’ası ve Osmanlı siyasi yapısına dair bu renkli anlatının ilgiyle okunacağını umuyoruz.

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • Turahanbey
  • Mücahit Pala
  • Esra Semiz
  • Emre Dinç
  • Mergen
  • Fatih Erdem
  • Ali Türkan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%0
8
%25 (1)
7
%25 (1)
6
%25 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0