Adı:
Ağır Roman
Baskı tarihi:
1990
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Baskılar:
Ağır Roman
Ağır Roman
Ağır Roman
“Güneş buluttan sıyrılıkten Kolera’nın âlemci kadınları bir omuz darbesinde yıkılacakmış gibi duran evlerinin önünde oto tamircileriyle, marangozlarla, tornacılarla aslanlar gibi muhabbete koyuldular. Bir yandan da kaynak yaparken elleri titreyen ustalara esrarı daha kallavi içmeleri için zıvana hazırlamaya başladılar. Köylü kadınlar, kocalarının mahalle hakkında anlattıkları korku hikâyelerinden tırstıklarından mahkûmlar gibi camdan bakıyorlardı.”
126 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
https://youtu.be/7x2-MpNoFi4

Kolera sokağında, her biri dipsiz bir kuyunun içine gömülmüş bir kalabalığın, yalnızlığının öyküsü.

Evet kalabalık bir yalnızlık.
Bir arada yaşayan ama hep yabancı kalan, ötekileşen, değişen, tiner kokan, esrar gibi kendini kaybettiren, sigara dumanı gibi görmeni engelleyen, dağılan, ufalan ama hiç bitmeyen bir yalnızlık..

Bir başkaldırının romanı.
Dibine kadar duygusal ve yakıcı.
Var olmak için deli gibi çırpınırken yok olmaktan kaçamayan bir grup insanın hikayesi, argo dolu olsa da, başka bir dille anlatılamazdı diye düşünüyorum.

Size çok yabancı gelecek belki, hayatta geçmeyeceğim sokaklar, hayatta karşılaşmayacağım insanlar, hayatta söylemeyeceğim sözler diyeceksiniz.

Sonra okurken, kelimelerin içinizde bir yerde bir gövdeye büründüğünü, hatta hatta var olan bir gövdeyi süsledigini farkedeceksiniz. Belki ufacık bir ayrıntı, belki küçücük bir cümle, bütün bir romanı içselleştirmenize yetecek.
'Ben'le diğerleri arasındaki o ince çizgi silinip gidecek.

Aşkı, sevgiyi, fedakârlığı, umudu, direnmeyi, kabadayılığı bulduğunuz yerde, ölümü, adaletsizliği, intiharı, fuhuşu, cinayeti de bulacaksınız.

Bir oje şişesi ya da bir şiş ya da bir baba, bir anne, bir pencere, bir halı,bir terlik..öyle gelişi güzel yerleştirilmemiş hikayeye, farkedeceksiniz.
Bir şeyler çağrıştıracak size, bir şeyler hatırlatacak, ya da belki de çok iyi bildiğinizi sandığınız bir şeyi unutturacak.

Herkesten kaçma hissi kaplayacak içinizi ama yabancılaşan bir tek kendiniz olacaksınız.

Bazı şeylerin kaçınılmaz olduğunu farkedeceksiniz. Çırpındıkça battığını, bazı insanların..yaşamaya çalıştıkça öldüğünü..

Önce kendine, sonra ailesine, sonra sokağına, arkadaşlarına, tüm topluma, adalete, aşka..her şeye karşı eleştiri bulacaksınız bu kitapta.

Neler için, nelerden vazgeçtiğinizi farkedeceksiniz. Ve vazgeçtikçe nasıl bir toplum olmaya evrildigimizi, kaybettikçe ya da eksildikçe nasıl anlamsızlastigimizi, nasıl küçüldüğümüzü göreceksiniz.

Insanların gözünde güneş gibi parlayan,
Insanların hayatlarını cehenneme çeviren,
Ya da insanların, yokluğunu bile farketmediği insanlardan bahsediyorum.

Insanların gözünde INSANLARDAN..

Öfkesi içinde birikip sonra binbir şekle bürünen,
Sevgisizligini bir silah gibi, günü gelip tüm dünyaya doğrultacak olan,
Önemsenmek isteyen insanlardan..

Bazen neşeli bir çehrenin arkasında, bazen asi bir mizaçla perdelenmiş,bazen acımasızlığı iliklerine kadar benimsemiş, ama özünde hep sevgiye, anlayışa hasret insanlardan..
"SEN KANUNSAN BEN BELAYIM!"
diyen insanlardan..

Bizim, hiç tanımadığımızı sandığımız hayatlar bunlar.
Belki de her gün, her sokakta yaşanan hikayeler değil ama bir yerlerde yaşandığı muhakkak.
Öyle ya;
Adam sayılmanın,
Delikanlı olmanın,
Aşkın hikayesi bu.

Soruyor size.. ;
"MADDE Mİ AĞIR, MÂNÂ MI?"
Insanin ruhu çalkalanırken..
Herkes kendi çöplüğünün kralı belki.
Belki de her birimiz Kolera canavarıyız..

Filmine gelince..dün gece izledim.
Sıkılmadım, büyük zevk aldım ama hiç iyi hissetmedim..
O çaresiz, karamsar, dumanlı, kanlı havayı olduğu gibi yaşatan, oldukça etkileyici bir filmdi.
Oyunculuklar gerçekten çok iyi ve hikayeyi anlatan sesin söylediği her cümle, yeri geliyor izlediğiniz görselin üzerine çıkıyor. Uzun yıllar önce çekilmiş olmasına rağmen, kalite anlamında hâlâ hiçbir eksiği yok.

Ama bana sorarsanız, kitap filmden çok daha iyi.

Etkinlik için Osman Y. arkadaşıma teşekkür ediyorum. :)


Keyifli okumalar..:))
126 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Metin Kaçan, edebiyatımızın en uzun şekilde konuşulması gereken kişilerinden biri, postmodern ve yeraltı edebiyatı türünde verdiği eserleri uzun uzun düşünülüp ve yorumlanması gereken başarılı bir yazar, belki de hiç konuşulmaması gereken bir yazar ve adının anılmaması gereken, kitaplarının yırtılıp atılması gereken hatta kitaplarının yayınlanmaması gereken bir yazar da olabilir. Çoğu kişi tanımaz Metin Kaçan’ı ama Ekmek Teknesi’ndeki Heredot Cevdet’i canlandıran Hasan Kaçan’ın kardeşi desek tanınma ihtimali daha yüksek olur daha doğrusu “Aaa Hasan Kaçan’ın kardeşiymiş” denilir, belki Ağır Roman filmi aslında kitapmış yazarı da Metin Kaçan’mış denilince ilginin daha çok artacağı da bir gerçek. Eserleri çok güzeldir Metin Kaçan’ın, karanlık bir hava vardır eserlerinde, argo hakimdir eserlerine, Dolapdere’nin racon kesen abilerini, kabadayı delikanlılarını, harbi sözlü kevaşelerini, sekse düşkün palavracı abilerini, oğlancılarını, gafticilerini, pezolarını, hapçıları, vitamincileri çok güzel ve çok gerçekçi bir şekilde anlatır, tabii bunda yazarın çocukluğunun Dolapdere’de geçmesi ve kendi özel hayatı da baş etkendir. Betimlemelerinde farklı nesnelerin farklı nesnelere üstünlüğü, hakimiyeti kendini belli eder her seferinde. Güneş bulutların arasından çıkıp kendini göstermez, güneş bulutlardan sıyrılıp kurtarır kendini, sokağa bir adım atılmaz aksine ayak sokağa gösterilir. Bu şekilde kuvvetlendirir eserlerini Metin Kaçan.

Peki yıl 1995 desem, Güneş K. Olayı desem, bir yazar ve dönemin tanınan sunucularından Alp Buğdaycı ile beraber oldukları kadınlarla uç noktada bir gece geçirdikten sonra beraber oldukları bir kadını önce dövüp sonra üzerinde sigara söndürmüşler desem sonrasında da bu iki kişi bu kadına tecavüz etmişler desem daha doğrusu bu suçlama ile yargı karşısına çıkmışlar desem ve suçlu bulunup hapse atılmışlar desem kaç kişi Metin Kaçan’ı tanır veya okumak ister ya da bu derece edebiyata katkısı var diye, güzel bir postmodern ve yeraltı edebiyatı yazarı diye kimler savunmak ister? İfadesinde de tecavüz kesinlikle yok ama tartışma ve hafiften darp var dese, cümlesi de tam olarak, “İki salon tokadı, birkaç tekme ve tükürük” şeklinde olsa böyle bir suçlama için ya da kendi ifadesinde yaptım dedikleri için neler değişir? Tecavüz olmasa da bir kadın bunları hak eder mi ya da bunları hak etmesi için nasıl bir kadın olmalı? Ünlü bir kişi diye, tecavüz yok dedi diye savunmak ne kadar doğrudur? Tecavüzü ya da kadına darbı sadece göbekli, bıyıklı, sakallı adamlar yapınca mı savunulmadan, düşünülmeden suçlu olurlar? Özel hayatı birçok yanlışlarla dolu olan Metin Kaçan 2013 yılında zamanın adıyla Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak intihar etmiştir. Kendi düşünceme göre de bu olayın intihar ile ilgisi çok yüksektir, çünkü artık tecavüz olayı olmasa da tecavüzcü olarak anılıyordu ve medyanın yardımıyla da kitaplarındaki karakterler gibi vücuduna şiş darbeleri de almıştı. Şöyle bir şey de var ki, Güneş K. olayında cevaplanamayan hatta Metin Kaçan’ı tecavüz konusunda suçsuz gösteren birçok deliller de vardır.

Sene 1998’di sanırım, televizyonlarda Ağır Roman filmi gösterilecek diye reklamlar dönüyor, herkes de bu dev kadrolu filmi konuşuyordu. Açıkçası o zamanda baştan sona izledim mi yoksa izlemedim mi hatırlamıyorum. Ortaokula giden benim çok da ilgimi çekmiyordu bu karanlık, racon kesen, “stak” diye sustalı bıçaklarını çeken adamların olduğu film. Filmden aklımda kalan, unutamadığım iki tane sahne var, biri berber çırağının yetişmesi için balona sürülen tıraş köpüğü sonrası ustura ile tıraş denemesi ve benim gibi oje koklamayı seven Gıli Gıli Salih’in oje koklaması. Kitapta da bu sahneler Kaçan’ın his verdiği yerlerin en kuvvetli olanlarından birkaçıydı.

Kitap, Dolapdere’nin yaşamına gerçek manasıyla hâkim, okurken yer yer düşündürtüyor da, sevilesi karakterler de mevcut ama hangi karakter gibi olmak istersiniz sorusuna verilebilecek bir cevabın olmadığı bir kitap da, öyle ki örnek alınacak bir karakter de yok kitapta. Bazı kısımlar tiksindirici denebilecek düzeyde hatta, ve bu da kitabın gerçekçiliğini esas olarak arttırıyor. Racon kesen, jiletçi, sustalı abilerin bulunduğu, karakterlerin en manyal şekilde konuşup, karakterlerin yaptığı koftilikleri gördüğümüz, tıfılların bulunduğu, polisin zarbo olduğu, sevgilinin hatta kadınların çoğunun manita olduğu, korkanların ise tırsaki olduğu ve bu kişilerin dillerine son derece hâkim olan, duyguların birbirine karıştığı, ruhların ise çalkalandığı okunası güzel bir roman.

https://www.youtube.com/watch?v=8h5jfJw8GDk
126 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bu kadar etkilenecegimi beklemiyordum. Berber Ali, Imine, oğulları Reco ve Gili Gili Salih'in Kolera'daki yaşamı. Gasp, tecavüz, cinayet, uyuşturucu vs. Bütün bu kelimeler sadece kelime olarak bile midemi bulandiriyorken bir araya gelip nasıl böyle bir roman oluşturmuş? Nasıl bir akıcılık, nasıl özgün bir anlatım, nasıl bir üslup? Keşke daha önce okusaymişim, dedirtti.
İyi okumalar
126 syf.
Kendini Boğaziçi köprüsünde atan Metin Kaçan'ı okuduğum ikinci kitabı oldu. Yazar yeraltı edebiyatının Türkiye şubesi... Roman sayesinde kenar mahallelerde dolaşıp duruyorsunuz. Adı Kolera olan bu mahallede, Gılı gılı Salih, Fil Hamdi, Tina, Reco ile rastlaşıyorsunuz. Gılı gılı Salih mahallenin ağır abisi ama iyilikte melek gibi insan... Tina, Gılı gıli Salih'in sevdiği kız, Salih onun için adam öldürür ama Tina onu Fil Hamdi ile aldatır. Kitabın sonunda Salih intikamını alır. Roman adı gibi ağır bir kitap. Romanda zorladığım tek şey sokak jargonu oldu. Yazarın en bilenen kitabı Ağır Roman olsa da benim yine favorim Fındık Sekiz. Yeraltı edebiyatını seviyorsunuz mutlaka okumalısınız...
126 syf.
·Beğendi·9/10
Çok beğendiğim bir kitap,yeraltı edebiyatının en iyilerinden benim için.Yeraltı edebiyatına Emrah Serbes ile başladım ve bu kitabı da tesadüfen sitede gezinirken görüp aldım.Daha sonra gören arkadaşlar filmini izledin mi diye sorup durunca filmine baktım ve gördüm ki bir efsaneyi bilmiyormuşum.. Kesinlikle okuyun ve izleyin derim.
126 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ağır abimiz Metin Kaçan, belki de intiharına ağır ağır adımlarla gitmişti.
Hep mi Bukowski okuyacağız, yeraltına hep mi Palahniuk ile inip Amerikan sokaklarını ve kültürünü göreceğiz. Yok mu şöyle İstanbul sokaklarını anlatan bir yeraltı edebiyatı?
İşte Ağır Roman var.
Bırakın İstanbul'muş, kültür şehriymiş, tarihi eserlermiş falan. Hep mi kültürlü insanlar ve burjuva görecektik. Bağımlıları, fahişeleri vs. kimse mi anlatmayacaktı.
Metin Kaçan bugünde yaşayan bir adamdı ve şehirlerin pisliğinden ve insanların acizliğinden başkasını görmüyordu ve haklıydı da. İnsanların ceplerinde paraları yoktu ama tutkuluydular. Hepsinin bir istediği, bir beklentisi vardı. İnsandı çünkü onlar. Tarlabaşı'nda bulmuşlardı kendilerini. Kendi içlerinde bile hayatı yeni tanıyorlardı kimse onların hayatını tanımazken.
Argo konuşuyordu karakterleri. Gerçekti. Olması gerekeni yapıyordu edebiyatta. Kimsenin anlatmadıklarını anlatılmayan bir şekilde dile getiriyordu. Sokaktı çünkü bu. Tarlabaşı'ydı.
126 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Anlattığı sokaklardaki yaşam kadar hızlı bir roman!

Unutulmaya yüz tutmuş sokak argosunu (yeraltı edebiyatı kitaplarında görmek hoşuma gidiyor) bu eserinde ustaca kullanmış. Romanda kaportacılar, sokak berberleri, gecekondu evleri, o evlerin içinde yaşananlar, fahişeler var. Bunları kendine has üslubuyla birleştirip mükemmel bir roman ortaya çıkarmış Metin Kaçan! Sokak gerçeklerini kırpmadan, olduğu gibi aktarmış bizlere. Romanın havası ağır olduğu kadar içindeki bazı yerlerdeki şiirsel anlatımlar ve yaptığı kara mizah, romanı daha okunası hale getirmiş. Bazı yerlerinde güldürürken bazen de karanlık dünyalara çekebiliyor sizi.

Toplumsal gerçekleri anlatması da romanı sevmemde başka bir etkendi. Berber Ali'nin oğlunu çizime ilgisi var ve okulu sevmiyor diye oğluna küfürler savurması ve çocuklarını dövmesi gibi. Bu ve bunun gibi acı gerçekler de var romanda. Aşklar, umutsuz hayatlar, sokak çocukları, kabadayılar var. Bazı incelemelerde gördüğüm kadarıyla "sadece argo kullanmak için" yazmamıştır bu kitabı.

Kitabı hevesle okuyup bitirdikten sonra hayatını araştırırken intihar etmesine çok üzüldüm ve adının kötü olaylarda geçtiğini gördüm. Ve bu yüzden intihar ettiğini düşündüm. Yaşasaydı güzel eserler vermeye devam edeceğine emin olurdum. Huzur içinde yat Metin Kaçan.
126 syf.
·80 günde·10/10
Filmini kitabını okumadan önce izleme gafletinde bulunmuş olsam da bana okurken hissettirdikleri eksiksizdi... Kitapla beraberliğimiz ve yolumuz aylar sürdü çünkü ağırlığını üzerimden atamadım. Eğer karşınıza Tina gibi kadınlar çıktıysa hepiniz Gıli olma yolundasınız demektir. Varoşlarda geçen çocukluğumun hatırası gibiydi. Küçük burjuva duyarlılıkları mide bulandırıcı ilişkilerden uzak... herkes yolunu bulma çabasında “güzelleş be oğlum şimdilik ölümüne kadar hayattasın!”
126 syf.
2013 yılında Boğaziçi köprüsünden atlayarak intihar eden yazarın İsmi gibi gerçekten ağır bir roman. Çok fazla argo olduğunu düşündüğüm çoğunun ne demek olduğunu anlamadığım kelimeler var. Sıkça geçen “covinolar” diye bir tabir var. Ve anladığım kadarıyla bu romana ve yazara özgü bir tabir. Gayrimüslim azınlık anlamına geliyormuş. Malesef ki güzel ülkemin bazı kesimlerinde bu romanda geçen her şey yaşanmış ve yaşanmaya devam ediyor. Romanı uygunsuz yada kötü bulabilirsiniz böyle bir şey okunabilir mi evet okunmalı çünkü bunlar malesef gerçeklerimiz. İstanbul’un Kolera adındaki küçük roman mahallesinde geçen olaylardan çok etkileneceksiniz.
126 syf.
·5 günde·7/10
Ağır Roman-Metin Kaçan

Öncelikle zengin aile yaşantısına sahip olan bir bireyin asla anlayamayacağı tarzdan bir kitap, Metin Kaçan'ın başyapıtını vefatından 5 yıl sonra okudum ve şimdi diyorum ki o yaşantıyı anlamak ve içinde bulunmak intihar için yazara yüzlerce hatta binlerce hak doğuruyor.Kitap başlar yavaş gelişen olaylar olduğu için açıkçası biraz elden düşürüyor lakin sonlara doğru özellikle son kesimlerde niye bitiyor diye isyanlara başvuruyorsunuz.Gıli Gıli Ali ve hayatının bir evresi keşke hainlikler, alçaklıklar ve namertliklerle sınırlı kalsaydı diyorsunuz tam bir sokak jargonu ve yazarın farklı kalemi sizi oraya doğru çeken en büyük etken oluyor.Ve son sayfalardaki sustalı yadigar...Filmi izlemediyseniz mutlaka okuyun diyorum ve ayrıca sokak görmediyseniz(ev çocuğuysanız) bir ihtimal mideniz kaldırmayabilir veya aklınız almaya bilir tedbirinizi alın.Tadı damağımda kaldı diyorum ve kitapların hep böyle tat vereceği bilinciyle sizlerede keyifli okumalar diliyorum.
126 syf.
·10 günde·10/10
İstanbul'un en eski yerleşim yeri ve aynı zamanda en ucra yerlerini, onların ağzıyla bu kadar güzel kim anlatabilirdi? Tabiki de Metin Kaçan. Yeraltı edebiyatına ilginiz varsa bu kitabı okumanızı öneririm.
“Gâvur çocuğu gibi gece yarısı kitap okuyacağınıza besmele çekin de yatın imansızın çocukları!”
Şimdi bana âşık olduğunu falan zannediyorsun ama gerçek böyle değil. Bu üç günlük bir şey.
+Kolyeni bende unutmuşsun, akşam gel al.

-Yangında düşürdüm sanıyordum. 

+Yangın sayılır.
Memleket falan umurlarında değildi. Küçücük çıkarları zedelenmesin diye, yüzyıllardır oynanan rolü seçmişler, akıllı uslu cümlelerle savaş aleyhtarı gözüküyorlardı!
P... çocuğu bir dükkâna sahip çıkamadın. Bu kafayla hayatta hiçbir şeyin sahibi olamazsın, aptal oğlum... Senin yaşındakiler ev geçindiriyor. Aklın bir karış havada beyinsiz... Beyinsiz!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ağır Roman
Baskı tarihi:
1990
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Baskılar:
Ağır Roman
Ağır Roman
Ağır Roman
“Güneş buluttan sıyrılıkten Kolera’nın âlemci kadınları bir omuz darbesinde yıkılacakmış gibi duran evlerinin önünde oto tamircileriyle, marangozlarla, tornacılarla aslanlar gibi muhabbete koyuldular. Bir yandan da kaynak yaparken elleri titreyen ustalara esrarı daha kallavi içmeleri için zıvana hazırlamaya başladılar. Köylü kadınlar, kocalarının mahalle hakkında anlattıkları korku hikâyelerinden tırstıklarından mahkûmlar gibi camdan bakıyorlardı.”

Kitabı okuyanlar 355 okur

  • Okuyucu
  • dfşfllşf
  • Fun Bay
  • Merve Araz
  • Y
  • Şadan Çağlar
  • Meryem
  • gülümserv
  • Erkan Akpınar
  • İbrahim Eren KAYA

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0.9 (1)
1
%0