Phaselis’te Bir Korsan Günlüğü: Aşkın ve Denizin Sırları Akrep Kadını
Denizin kokusunu, tuzunu, rüzgârını ve bir korsanın kalbinin atışlarını hissederek okuduğum bir kitap oldu Akrep Kadını. Sanki bir roman değil de, zamanın kumlarını aralayıp bir korsanın günlüğüne gizlice göz atıyormuşum gibi hissettim. Zafer Kılınçer’in kalemi o kadar canlı, o kadar hissederek yazılmış ki, Phaselis’in üç limanı, defne kokulu sokakları ve dalgaların arasında kaybolmak mümkün.
Baş kahramanımız Zeniketes, Roma’nın gölgesinde yaşayan bir korsan. Hayatı fırtınalarla, kaçışlarla, denizin sertliğiyle örülmüş. Ama asıl savaşını kalbinde veriyor: Akrep Kadını’na duyduğu aşk.
Ne onunla konuşmuşluğu var, ne adını biliyor. Ama o kadını akrebe benzettiği kadar tehlikeli, büyüleyici ve çekici buluyor. Bu yüzden Akrep Kadını diyor ona. Bu aşk, bir kadına değil belki de bir hayale, bir özleme, bir dokunulmazlığa… kısacası ulaşılamayana duyulan derin bir tutkuya dönüşüyor.
Zeniketes’in günlüğünde sadece bir aşkı değil, aynı zamanda bir dönemi de okuyoruz. Antik Lykia kıyılarında denizcilerin yaşam biçimleri, korsan limanlarının sırları, Roma devriyelerinin baskısı, deniz ticaretinin incelikleri, yön bulma teknikleri gibi tarihî detaylar adeta romanın arka planında bir film gibi akıyor. Ama tüm bunların üstünde, kitabın asıl kalbi duygular.
Çünkü bu hikâyede pusula duygular, rotaysa aşk.
Zeniketes’in yazdıkları o kadar derin, o kadar içli ki bazı satırlarda böylesine sevilmek isterdim dedirtiyor. Ben Defterine yazılan kısımlar ise adeta Zeniketes’in ruhunun çıplak hali gibi. Aşkı, çaresizliği, korkusuzluğu, yalnızlığı… Hepsi bu bölümlerde en saf haliyle hissediliyor. O kısımlarda altını çizmediğim cümle kalmadı desem abartı olmaz.
Yazarın dili sade ama büyüleyici. Okurken kendimi bazen bir korsan