Spoiler vardır !
BİR GARİP AŞK HİKAYESİ
Bir yazarla daha tanıştım ve çok memnunum bunun için. Simonov. Savaşı ve insanı en iyi anlatan adamlardan, savaşla edebiyatı buluşturan..
2. Dünya Savaşı yine. Ruslar ve Almanlar sahnede tabi, ne çekmiş bu iki millet birbirinden..
Rus bir havacı pilot albay Polinin ile yine Rus bir tiyatrocu Galina aşkı.. Savaş ise bazen buz dağının görünen yüzü, bazen de görünmeyen yüzü olarak varlığını hep hissettirir hikaye boyunca.
Albay Polinin bir görev sırasında yaralanır ve hastanede birkaç gün geçirmek zorunda kalır. Öncesinde ise tiyatroda tanıştığı Galina ile belli belirsiz bir yakınlaşması olsa da , süreç Galina'nın hastane ziyaretleriyle ivme kazanır. Bir gün, iki gün derken her gün ziyaretler devam eder ve malum olanın ilanı için esasında söze bile gerek kalmaz. Burada hemen Camus'un o dehşet muhteşem sözünü hatırlayalım, “Huzur, sessizce sevmek olabilirdi… Ama insan işte! Bir bilinci var ve konuşması gerekiyor. Sevmek, böylece cehenneme dönüşüyor.”
Tartışılır tabi bunlar, konuşmak mı susmak mı falan uzun mesele. Biraz daha ilerleyip biraz daha yakınlaşırlar. Ve sonrasında ikisi için de aynı anda bir "Moskova" seçeneği ortaya çıkar. Albay atanarak mecburen gider Moskova'ya, Galina ise yine bu şehirdeki tiyatrocu arkadaşından cazip bir iş teklifi alır, bu arkadaş ise sıradan birisi değildir. Yalan yanlış, içine pek sinmese de bir ilişkisi olan adamdır ve bunu albaydan saklamıştır. (Tamam biraz Yeşilçam gibi)
Albaydan kısa bir süre sonra da Galina gider peşinden. Tiyatro teklif eden arkadaş-sevgili karışık kişiye cevabını da Polinin'e verdiği bir mektupla verir, bunu şu adrese gönderir misin diyerek. Albay ise hazır aynı şehirdeyiz ne gerek var postaya diyerek bizzat tiyatrocu adamın evine gider. Seyreyle mevzuyu:) Kendin