—Bak şimdi sana söylüyorum, senin iyiliğin, mutluluğun ve geleceğin bu evden uzaklaşmana bağlı. Şehre gidip orada okumayı ve yararlı şeyler öğrenmeyi istemez misin?
—Tabii. Buradan uzaklaşmayı her zaman düşündüm. Bu yüzden seve seve gitmek isterim şehre. Yalnız seni ara sıra görebilmeliyim. Hayır, sık sık görebilmeliyim. Bilsen içerisi her an ne kadar boğucu, can sıkıcı, adeta bir kış gecesi gibi. Sen eve geldiğinde baba, evin içi ilkbahar gününde pencereler açılmış gibi oluyor.
—Benim güzel kızım, değerli yavrum.
—Baba, annemi de sevmelisin, işitiyor musun? O çok kere ağlıyor.
—Şehre gitmeyi istiyor musun?
—Evet, evet.
—Peki, annen gitmeni istemezse?
—İstemesi gerekir.
—Öyle ama yine de istemezse?
—O zaman bilmem nasıl olur. Ama istemesi gerekir, istemeli.
—Annenden rica et o zaman.
—Ondan sen güzellikle rica etmelisin. Çünkü beni hiç dinlemez o.
—Peki bunu sen istiyorsun, ben de istiyorum ama annen istemezse ne yapabiliriz?
—Aaa işte o zaman tekrar bir çekişme başlar. İkiniz niye böyle yapıyorsunuz?
BabaAugust Strindberg
—Bak şimdi sana söylüyorum, senin iyiliğin, mutluluğun ve geleceğin bu evden uzaklaşmana bağlı. Şehre gidip orada okumayı ve yararlı şeyler öğrenmeyi istemez misin?
—Tabii. Buradan uzaklaşmayı her zaman düşündüm. Bu yüzden seve seve gitmek isterim şehre. Yalnız seni ara sıra görebilmeliyim. Hayır, sık sık görebilmeliyim. Bilsen içerisi her an ne kadar boğucu, can sıkıcı, adeta bir kış gecesi gibi. Sen eve geldiğinde baba, evin içi ilkbahar gününde pencereler açılmış gibi oluyor.
—Benim güzel kızım, değerli yavrum.
—Baba, annemi de sevmelisin, işitiyor musun? O çok kere ağlıyor.
—Şehre gitmeyi istiyor musun?
—Evet, evet.
—Peki, annen gitmeni istemezse?
—İstemesi gerekir.
—Öyle ama yine de istemezse?
—O zaman bilmem nasıl olur. Ama istemesi gerekir, istemeli.
—Annenden rica et o zaman.
—Ondan sen güzellikle rica etmelisin. Çünkü beni hiç dinlemez o.
—Peki bunu sen istiyorsun, ben de istiyorum ama annen istemezse ne yapabiliriz?
—Aaa işte o zaman tekrar bir çekişme başlar. İkiniz niye böyle yapıyorsunuz?
BabaAugust Strindberg
—Ne! Ağlıyorsun ha! Sen koskoca bir erkek.
—Evet ağlıyorum. Erkek olduğum hâlde ağlıyorum. Erkeğin gözleri yok mu? Elleri, organları, duyuları, istekleri, tutkuları yok mu? Kadınların yedikleri gıdaları yiyip yaşamıyor mu? Aynı silahlarla yaralanmıyor mu? Kış mevsiminde aynı şekilde üşümüyor mu? Yazın aynı şekilde sıcaktan bunalmıyor mu? Bir yerimize bir şey batırsanız kanamaz mı? Bizi gıdıklasanız gülmez miyiz? Neden bir erkeğin şikayete hakkı olmasın? Bir asker neden ağlamasın? Erkekçe olmadığından mı? Peki niye erkekçe değil ha? Niçin erkekçe değil?
BabaAugust Strindberg
Hah! İşte böyle. Sıcacık. Bana doğru eğil de göğsünü hissedeyim. Hah! Bir kadının göğsünde uyumak ne tatlı. Bu bir annenin de sevgilinin de göğsü olabilir. Ancak en tatlısı anneninkidir tabii.
BabaAugust Strindberg
—Artık onurunu kaybetmiş biriyim, yaşamımı böyle sürdüremem, çünkü bir erkek, onuru olmadan yaşayamaz.
—Peki kadın?
—Evet Yaşar, çünkü kadının çocukları var, erkeğinse yok. Ama biz ve diğer insanlar, çocuklar gibi bilinçsizce yaşadık. Hayaller, idealler ve yanılsamalarla doyum sağladık.
BabaAugust Strindberg