"Ur III" tabletinde Mezopotamya bölgesinde "Süt, yılan derisi, kaplumbağa kabuğu, çin tarçını, mersin, şeytan tersi ve kekik; ayrıca söğüt, armut, çam, incir ve hurma" ürünleriyle ilaç yapılmış ve bu ilaçlar da liste halinde belirtilmiştir.
Bu kralın (Asurbanipal) Ninive'deki Kütüphanesi önemli buluşlar arasında gösterilir. Bu kütüphanede kralın emriyle bütün kil tabletler koruma altına alınmış ve kendilerince kodlamaya tabi tutulmuştu. Tabletlerin sayısı da 25 bin civarında olduğu ifade ediliyor.
Dicle ile Fırat arasındaki topraklar bir zamanlar bataklıktı. Oraya göç yoluyla gelenler, inanılmaz eserler bıraktılar. Önceleri aşiret, boy halinde yaşayan bölge insanları zamanla krallığa kadar yükseldiler. Önce küçük kent krallıkları, daha sonra büyük konfederasyonlar haline dönüşerek, büyük krallıklara ve imparatorluklara ulaştılar.
Babil krallığı işte böyle ortaya çıktı. Akatlar, sümerlilerin egemenliğine son verdi. Akatlar parçalanınca da içinden babil ve asur adlı iki büyük kent krallığı çıktı. Bu iki kent krallığı kendi aralarında bir türlü anlaşamayınca da savaşlar kaçınılmaz oldu.
Babiller, sanat, taş işçiliği ve edebi çalışmalarla bölgede inanılmaz işler yaptılar. Edebiyat tarihine geçen destanlar ve öykülerle günümüze kadar varlıklarını taşıdılar. Babil kralları kalıcı eserler bıraktılar. Hukukun önemini sağlayan kanun maddeleri güncelleştirilerek yasallaştırıldı. Hamurabinin yasa tabletleri günümüz hukukunun temellerini attı. Babilli yazarların inanılmaz imgelerle ele aldıkları edebi eserler günümüzde hala tartışmasız bir şekilde izlenmektedir…
Bölgede egemenlik kuran Urartular, kendilerini "Biaini" şeklindeki bir lakapla tanıtıyorlardı. Bu sözcük halk arasındaki söylenişi biçiminden uzaklaşarak deformasyona uğramış "Bian" ve bazen de "Vian" şeklindeki söylenişiyle bugünkü "Van" sözcüğünün yaratılmasını sağladılar.
Asya üzerinden Anadolu'ya ve oradan da bölgeye gelen bazı aşiretlerin Türk soyundan gelmiş oldukları da tahmin ediliyor. Eski Ön Asya Tarihi üzerine birikimi olan Hemmel, Orta Asya'dan yaklaşık MÖ 4500 - 5000 civarında Mezopotamya'ya gelmiş olan Türk aşiretlerinin Sümerleri oluşturduğunu öne sürerek, Türklerin gerçek Sümerli olduklarını ifadeleri arasına almıştır. Rus kökenli arkeolog (Arkeolojinin babası olarak tanımlanıyor.) Nikolsky, Sümerlerin Anavatanlarının Aşkaabad olduğunu ileri sürer.