esenlikler. bölüm dersi gereğiyle edindiğim, okuduğum kitap olan bu eser baş kısımlarında konunun çok dağınık bir şekilde ele alındığını zannetsem de ilerledikçe işleyişteki sistematiklik, titizlilik kendini hissettiriyor.
eser giriş (isimler) ve son söz: şiddet üzerine ile birlikte toplamda altı bölümden oluşuyor. bunlar sırasıyla, coğrafya ve insan, bu bölümde Balkanlar kelimesinin kökenini, yaşayan milletleri, bugüne değin hüküm sürmüş devletlerin zamanında gerçekleşenleri fazla derine inmeden aktarıyor. ikinci bölüm ise ulustan önce, üçüncü bölüm doğu sorunları ve son bölüm ise ulus devlet yaratmak. toplam altı bölüm boyunca kullandığı haritalar anlatılanları otutturmak adına verim sağlıyor. eğer bahsetmez isem haksızlık olacak bir konu ise kaynakçanın bolluğu, kitap boyunca bahsi geçen kaynakların sayısı iki yüz beş adet. dizini ve kitabın sonunda ek okuma önerilerinin bulunması ise bölüm ile ilgilerinin dikkatini çekecektir.
2000 yılı Wolfson Tarih Ödülü ve 2001 Bentinck Ödülü'ne sahip olan eser, yazarın mevzuları inceleyişte olabildiğince önyargısız, objektif olmaya özen göstererek bilimsel yaklaşmış. Yer yer tarafsızlığına gölge düşürecek söylemleri olsa da, bunlar hatırımda kaldığı kadarı ile Osmanlı hakkında, eserin geneline bakıldığında tarafsızlığı göze çarpıyor. Avrupa'nın beğenmediği, karanlık, kirli tarafı olarak görülen yüzü olarak anılması karşısında Balkanlarda yaşananların avrupa'da yaşananların yanında daha masum kalacağını mevzu bahis oldukça dile getirmektedir.
Eser tek başına Balkanlar coğrafyasını anlamaya yetmese bile okunacak olan diğer eserlerden oluşan bir bütünün bir parçası niteliğinde. Esen kalın.
Balkan tarihi üzerine oldukça derli toplu bir eser olduğunu söyleyebilirim. Kronolojik olarak geçmişten günümüze kaynakça dipnot zenginliğiyle bölge tarihi objektif olmaya özen gösterilerek aktarılmış.
Yazar Mark Mazower Columbia Üniversitesi tarih profesörü. Lisans ve doktorası Oxford Üniversitesi'nden. Dil gayet anlaşılır ve sade. Alana yönelik ilk kez okuma yapanlar da gayet rahat bir şekilde sıkılmadan okuyabilirler. Akademik olarak eserle beraber farklı kaynaklar okumakta da fayda var. Çoğunlukla ikincil kaynaklardan yapılan alıntılar okurken acaba dedirtiyor. Bir kaç yerde Osmanlı'nın ermeni soykırımı gibi mesnetsiz ifadeler kullanması bölge hakkında duyduklarının kulaktan dolma olduğunu gösteriyor. Örnek olarak 161. sayfada "Bu dönemde Anadolu'da Osmanlı devleti de binlerce Rum'u kıyı bölgelerindeki iç kesimlere sürmüş, 1915-1916 yıllarında belki 1 milyona yakın Ermeni'yi örgütlü ve sistematik bir katliama tabi tutmuş, bunların bir kısmını doğrudan öldürürken diğer bir kısmını da tehcir yoluyla açlıktan ölmeye mahkum etmiştir..." Bu altı boş ifadeye sahip bir yazarın her ne kadar objektif olmaya çalışsa da olamayacağı aşikardır. Sistematik katliam ifadesinin kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur. Özellikle Rusların bölge halkını silahlandırması, Avrupalı devletlerin Balkanları silahlandırıp yardımları da kitapta daha detaylı anlatılmalıydı. Yer yer Balkan halkları üzerine Osmanlı'yı olumsuz eleştirse de ama yine iyiydi, ama dini hoşgörü vardı diyerek güzellemeye de çalıştığını söylemek gerek.
Balkanlar üzerine çalışma yaparken sadece İngilizce kaynaklarla objektif bir eser ortaya konmayacağı aşikardır. Burada da Osmanlıca veya Türkçe bir kaynak olmadan ağırlıkla ikincil ve İngilizce kaynakçalarla ortaya bir eser konmuş. Kitap aslında bu yönüyle derleme
Balkan tarihi ile ilgili okuduğum kitaplardan en derli toplu olanı. Gerek Türk, gerek Balkan devletlerinin tarihçileri tarafından yazılan kitapların büyük bir çoğunluğu salt milliyetçilik kokuyor. Bu kitap, diğerlerinden bu noktada ayrılıyor. Dil ve anlatımı insanı sıkmayacak türden, yazar kendi görüşlerini empoze etmeden, bu doğrudur demeden, fikirlerini de neden- sonuç ilişkisine göre açıklamış. Çeviri de gayet iyi ve sadeydi. Haritalarla desteklenmesi de metinin kalıcı olmasını sağlıyor. Bizans'ın çöküşünden, günümüz sorunlarına kadar tarihi süreç işlenmiş ve çok iyi yansıtılmış. Sevdim.
Balkan coğrafyası hakkında kısa bilgiler üzerinden, bölgede Bizans, Osmanlı ve ulus – devletleşme süreçlerine ışık tutulmaya çalışılmaktadır. Kaynak çeşitliliği ve zenginliğinin de gözden kaçmadığı çalışmada, yazar Balkan kavramı tartışmasından başlayarak, bölgede tarihsel süreç içinde yaşanan sosyal – ekonomik – siyasi gelişmelere parmak basmaktadır.
Yazar bu çalışmasını bir bakıma batının temel tezi olan “Balkanların kötü ve şiddet yanlısı” tezini çürütmeye adamış olmakla birlikte, buna karşılık anti tez olarak “Batı menşeili ulus-devlet girişimleri ve milliyetçilik akımları” sunmaktadır. Aslında dünya tarihine bakıldığında Avrupa’nın Balkanlara oranla hem daha “vahşi” hem de daha “saldırgan” olduğu tartışlarında da bulunan yazar, şiddetin asıl merkezinin Balkanlar değil de Batı olduğuna işaret etmektedir.
Bazı bölümlerde birbiriyle çelişkili neden – sonuç ilişkilerine rastlanıyor olsa da bu geniş coğrafyada birkaç yüzyılda yaşanan gelişmelere vakıf olmak isteyenlere kitabı okumaları tavsiyesinde bulunmak istiyorum.
Balkan coğrafyası hakkında genel bir bakış açısına sahip olabileceğiniz bir kitap. Tarihi planda Balkanlar'da yaşanan çekişmelerin ulus-devlet kurulmasındaki o ince ve zor yolu iyi şekilde aktarmıştır. Okurken aslında Balkanlar'da yaşanan insanlık dramının yazılı hâle geldiğini de görüyoruz.
Balkanlarda Kosova'da,Bosna'da,Sırbistan'da,Arnavutluk'ta,Makedonya'da,Romanya'da,Hırvatistan'da,Bulgaristan'da hatta Yunanistan ile Türkiye ile biraz da Slovenya hakkında sosyoekonomik durumları Hangi rejimlerle hangi fikir ayrılıklarının olduğu, 1789 İhtilali'ne kadar tüm dünyada süregelen din temelli millet algılanışı artık bu tarihten sonra huzursuzluklara ve balkan etnik kökenlerin kiliseden kopuşları etnik bölünmelerin ön plana atıldığı dönemleri Bizans'ın çöküşünden itibaren bu bayrağı devralan Türklerin bu coğrafya'daki derin izlerini okuyucuya sunmasının yanında ayrıca kitabın 2. baskısı olmasına rağmen 2000 yılında Avrupa'da tarih alanında 2 dalda ödül almış Balkanlar'ı öğrenmek tanımak ve nasıl halklar olduğunu öğreten bir başucu kitabı.
Esasen Balkanlar olarak bildiğimiz ve dillendirdiğimiz bu coğrafya, 19. yüzyıla kadar Rumeli olarak yani Osmanlının Bizanstan fethettiği Roma toprakları diye geçerdi. 1878 ve 1908 yılları arasında bölgeye gelen batılı seyyah ve gazeteci akının ayrıca başlattığı propagandalar niteliğinde bölge Balkanlar adını aldı ve günümüze kadar bu kullanım yaygınlaştı.
Balkanların modern siyasi haritası ise tarihçilerin ''uzun 19. yüzyıl'' olarak adlandırdığı dönemde yani Fransız Devriminden Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne kadar geçen süre içinde biçimlenmişti. Osmanlı'dan Balkanları bir şekilde kopartmak Batılılar nezdinde 15. yüzyıla kadar dayanır ancak bunu yapmak İmparatorluğun en güçlü dönemlerinde başarısız olacaktı. Babıali Hristiyan devletler karşısında zayıfladıkça, Avrupalı devletler Osmanlının iç meselelerine karışmaya başladıkta bu istekleri gerçekleşmeye başlıyordu.
Kitap bu doğrultuda başlamış, ilerlemiş ve anlatmaya devam etmiş. Konuyla ilgili olanlar için yadsınamaz bir kaynak.
1981’de Oxford Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden (Literae Humaniores Bölümü) birinci dereceyle mezun oldu. 1983’te Johns Hopkins Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler üzerine yüksek lisans yaptı. Daha sonra 1988’de Oxford Üniversitesi’nde tarih doktorasını tamamladı. 1996’da British Academy Araştırma Bursu’nu, 2001’de The Balkans adlı kitabıyla Wolfson Tarih Ödülü’nü kazandı. Şu an Londra Birkbeck College’da Tarih profesörü olarak Modern Avrupa ve özellikle Balkan Tarihi üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Sussex ve Princeton Üniversitelerinde de yarı-zamanlı olarak ders vermektedir. Aynı zamanda London Review of Books ve TLS dergilerinde eleştiri yazıları yazmaktadır. Inside Hitler’s Greece: the Experience of Occupation, 1941-1944 (1993), The Balkans (2000) ve After the War was Over: Reconstructing the Family, Nation and State in Greece, 1943-1960 (2000) adlı kitaplarının yanısıra çok sayıda makale, deneme ve eleştiri yazısı vardır.