Adı:
Ben İdeali
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753425247
Kitabın türü:
Çeviri:
Nesrin Tura
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Psikanaliz alanında ve kadın araştırmaları konusunda
uluslararası üne sahip Fransız psikanalist Janine
Chasseguet-Smirgel bu kitapta anne, babanın işlevini
dışlayan bir tutum aldığında çocuğun nasıl anneyle ikili
ilişkisine takılıp kaldığını anlatıyor. Yazarın kuramına
göre, babanın işleviyle kırılması ve böylece babayı bir
ideal olarak koyması gereken bir gelişim aşamasında
çocuğun beni ideal olarak kendini yerleştirdiğinde,
gelişimi çokbiçimli-sapkın bir hal alıyor ve
büyüklenmeci çocuksu cinsellik aşamasında takılıyor.

Chasseguet-Smirgel'in eserinde ön plana çıkan tek tek
insanlardır, hikâyelerdir. İnsan, felsefi bir
antropolojinin figüranı olarak yer almaz bu anlatıda,
hikâyesi ve tüm imgesel acılarının ve yanılsamalarının
gerçekliğiyle vardır.

Yazar sapkınlıkta, aşkta, grup içinde, yaratıcılık
sürecinde ben idealinin izini sürerken Freud'un
yapıtında ben ideali kavramının uğradığı değişiklikleri
de titizlikle kaydediyor.
248 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Ötekini Dinlemek dizisinin 20. kitabı olan bu çalışmada, Chasseguet-Smirgel'in dediği gibi insanlığın evrensel hastalığı olan ideal hastalığı ele alınırken bazı ruhsal hastalıkların ortak çekirdeği açığa çıkarılıyor. Bu bağlamda sapkınlık, aşk, grup, yaratıcı süreç gibi görüngüler ele alınıyor. Aşağıda çalışmanın ilk üç bölümünden bahsetmeye çalıştım.

"Ben İdeali" kavramı 1914'te yani, "üstben/süperego" kavramından çok önce Freud'un, Narsizm Üzerine (Narsizm Üzerine ve Schreber Vakası) adlı yapıtında ilk olarak ortaya konulmasına karşın zamanla, üstbenin yanında, önemini ve statüsünü kısmen yitirmiş olarak görülebilecek bir kavramdır. Öyle ki köken itibariyle ben ideali, birincil narsizmin, ve üstben ise oidipus kompleksinin mirasçısıdır. Ben İdeali, birincil narsistik mükemmellik durumunun bir ikamesidir, bizim "ben"imizden bir çatlakla, bir yarıkla ayrıldığımız ve her zaman kapatmaya çalışacağımız yere, ikame olarak sunacağımız şeydir. Tabi burada Lacanyen bir terim olarak, "Yarık-Çatlama (Béance-Déhiscence)" kavramını hatırlayacak olursak (Lacan Sözlüğü) , en temel anlamıyla, insanın doğadan kopuşunu ifade ettiğini görebiliriz. Bu "yarık-çatlama" elbette 6. ve18. aylar arasındaki, ayna evresinde kendini ortaya koyar. Bu yarılma, özne-ben'in, nesne-ben [benlik]'e dönüşmesi sürecidir; yarılma, özdeşleşmedir, ki özdeşleşmek demek yabancılaşmak demektir. Öznenin eksikliği işte bu yarıkta gizlidir ve özne de zaten ancak bu eksiklik noktasında tanıyabilir kendini. Bu yarık bu çatlak, kültür ve doğa arasındaki çatlaktır. Lacan'ın, ayna evresi için "bir dramdır" demesi de ondandır ki, burada bedenine yabancılaşan bir varlıktan bahsetmekteyiz. Yetersizliğinden, eksikliğinden kurtulmaya can atarken, imagolara sarılıp bütünlük kurmaya çalışarak kendine yabancılaşan bir varlıktır bu. Fakat elbette bu yarık tamamiyle ancak ölümle kapanabilir, ölüm bütünlüktür çünkü, tamlıktır, dengedir. Sayfa 18-19'da Chasseguet-Smirgel şöyle yazıyor: "Hiçbir zaman gelmemiş olan bir şeyi beklerken, tam bir boşalma ve doyumun gerçekleşmesi için bir şeyler hep eksik kalır." (1938).

Bu çalışmanın perspektifinde Freud'un "Hilflosigkeit" kavramı yatar, ve bu kavram da "bebeğin birincil aczi, kendi başının çaresine bakamaması, kendi kendine yetememesi, ötekine muhtaç olması" anlamlarını içerir. Bebeğin bu temel güçsüzlüğü onu, ötekini, gerçekliği, tanımaya iter. Karşımızda, altına sıçıp işeyince, kendi bokunu temizleyemediğinden müthiş bir acziyetle kıvranan bir yavrucağız vardır ve tüm bu cehennemin ortasında yardımına koşan bir bakım veren, anne, bir melek, cenneti getiren. İşte bebek, kendinden alınmış olan, tümgüçlülüğü/birincil narsizmi/kadir-i mutlaklığı, nesneye yansıtır yani onun ilk ben idealine. Artık bu andan itibaren yeni özdeşleşmeleri ve ben idealleriyle, trajik bir şekilde, kendi kendimizin ideali olduğumuz o yitirilmiş zamanı ararız. Yani ben'in olmadığı, iç dünya (innenwelt) ve dış dünya (umwelt) ayrımının olmadığı yitik zamanı. Geçmişte kaybettiğimiz ancak gelecekte aramaya koyulduğumuz yitik zamanı. Bu nedenle ölümün vaat ettiği yitirilmiş zamana kavuşmadan evvel, ona giden yolun her bir durağında oyalanmaya devam ederiz, bu duraklar kültürün sunduklarıdır; iyi kitaplar okumak, müzik yapmak , tiyatroya gitmek, evlenmek, çocuk yapmak, başarmak ya da her şeye lanet okumak. Birincil aczimiz bize tek şeyi talep ettirir artık; elbette sevgiyi. En geniş anlamıyla buradaki sevgi, yolda yürürken tanımadığımız bir insanın nezaket duyarak bize gülümsemesinden, romantik-cinsel duygularla bağlılık duyduğumuz insanın bize sevgi sözleri söylemesine kadar geniş bir alana yayılır. Yani sevgi, onaylanmayı ve kabullenmeyi içerir burada.

Ben ideali ve sapkınlığa bakalım;
Chasseguet-Smirgel, ben idealinin evrimi önündeki engellerin incelenmesinde, ben idealinin ve bireyin gelişiminde fikir edinmek adına "Sapkınlık" örneğinin anlamlı olacağını söylüyor. Sapkınlığın nedenleri arasında öne çıkan iki olgu var; (1)annenin çocuğa yönelik baştan çıkarıcı tavrı ve (2) anne ve çocuğun, babaya karşı suç ortağı konumunda olmaları. Tabi burada işlenen suç, babayı "bir yabancı, adam yerine konmayan biri, ihmal edilebilir bir nicelik" (s. 25) olarak nitelemektir. Yani anne(bakımveren anlamında), bu konum ve tavır itibariyle çocuğun evrimini durdurur. Erkek çocuğun ben ideali, fallik babaya değil fallik öncesi bir modele bağlanır. Peki, kız çocuk? O zaten çok daha önce sakatlanmıştır çünkü o normsal olarak, "gerçek" cinsel nesnesi olmayan bir ebeveynden doğmuştur. Yani esasında erkek ve kız çocuğun ikisinin de libidinal yatırımı başta anneye iken kız çocuk daha sonra anneden, yani ilk aşkından, dostundan hüsranla libido yatırımını çekerek, yeni yatırımını babaya yapar. Fallik evredeki erkek çocuğun nesnesi hâlâ anne iken kız çocuğu nesne değiştirmiştir, ilk nesne anne geride kalmış onun yerini artık baba almıştır. Bu nedenle ki sapkınlık kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülür. Nihayetinde kız çocuk nesne için doyurucu bir nesnedir çünkü.
Sapkın sahtekârdır, çünkü "sahte" fallusun, öznenin fallik penis olarak dayatmaya çalıştığı kendi anal penisini ikame eden "fetiş"tir. Yani fetişizmde nesne, öznenin narsistik tamamlanmışlığını temsil eder. Sapkın kendi sahte fallusunu yaratan kişidir bu anlamda. Sapkın için her şeyden önce gelen, kendi ben'idir. Sapkın, fallik öncesi nesneleri idealleştirerek, babayı tanımayarak kendi benine narsistik yatırım yapma olanağı yaratır. Chasseguet-Smirgel şöyle diyor bölüm sonunda: "... sapkının tedavisinin kaderi, ben idealinin hareketliliğine, yani baba imgesine yeniden narsistik yatırım yapma olanağına bağlıdır; bu da belirli bir düzeyde, antidepresif mekanizmaların göreli zayıflığı ve telafi edici mekanizmaların yetersizliğiyle (örneğin madde bağımlılığı) iç içe geçer. " s. 37.

Ben idealinin gelişiminde annenin çocuğa verdiği narsistik onayın dozunun önemini sanıyorum ki sapkınlığı anlamaya çalışırken görüyoruz. Yani çocuğa verilen narsistik onay, çocuğu o evrede takılıp kalmaya özendirmeyecek biçimde yeterli düş kırıklığını barındıracağı kadar, çocuğu geri dönmeye itmemesi için de yeterli ödülü sağlayabilmelidir. Çocuğun ben idealinin yani biricik projesinin kalbi olan umudun korunması için bu optimal kırılmalar gereklidir. >>(Oyun ve Gerçeklik) Ve öyleyse eğer her yeni zafer, yas içerir.

Şimdi daha önce yukarıda demiş olduk ki bizi doyumsuz kılan, bu anlamda ileriye taşıyan şey kendi kendimizin ideali olduğumuz zamanların özlemidir. Peki öyleyse yolumuzda ilerlerken, kültürün içinde, bu özlemi en iyi şekilde ne giderebilir, tabi ki aşk. Aşk, ayrılık travmalarımızı, bu anlamda pasifize etmeyi amaçlar. Aşkta, anlaşılmamak söz konusu olmaz, olamaz, aşık olduğumuz kişi ile o ilkel, yitik zamandaki eşduyumu kurarız, şarkıda dediği gibi,

Ben ağlayınca ağlayıp gülünce gülen
Bütün dertlerimi bölüp kalbimi bilen
Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen

Aşk, öznenin narsistik libidosunun bir kısmının nesneye aktarılmasıdır yani nesne (aşık olduğumuz kişi), ben idealinin yerini tutmuştur. Bu anlamda nesne değerlendikçe, parladıkça, muhteşemleştikçe, güzelleştikçe, özne daha az talepkar ve mütevazi olur çünkü nesne, ben'i soğurur, emer. "Ben, ben olmaktan çıkıyorum." diyen aşık, narsizminin sınırlandığını ifade eder bu bağlamda. Fakat yazar uyarır; bu narsizmin çekilmesi görünüştedir çünkü eğer öyle olsaydı depresif bir ton kazanırdı aşık olma durumu. Oysa aşık olan kişinin ilkin büyük heyecan ve sevinç duyduğu aşikardır. Chasseguet-Smirgel şunu kaydediyor "Bana öyle geliyor ki aşkta -ve ilk anlardan itibaren-, seçim anından başlayarak, özne ve nesne, ben(özne) ile ben ideali(nesne) arasındaki ilişkinin nesnelleşmesini temsil ederler. Başka bir deyişle, özne kendini ete kemiğe bürünmüş idealinin yanı başında bulur. " s. 63.
Freud 1921'de şunu der, "İnsanlar arasında en kalıcı bağları yaratan şey, amacından sapmış cinsel eğilimlerdir. " Bu bağlamda aşkın süreklilik sağlaması, cinsel hedefinden sapmış saf şefkat öğeleriyle birleşmesine bağlıdır. Yani aşık olduğumuz kişi, verili bir anda doğaüstü mükemmelliğiyle değil, eksikliğiyle de sevilebilecektir. Aşk, öznelerinin, yeri geldiğinde annelik yapabilmesidir. Aşk, öznenin nesnesine yanılsama sunabilmesini ister. Tıpkı ideolojik grubun özneye sunduğu tümgüçlü anne yanılsaması gibi.


İÇİNDEKİLER

Sunuş, Saffet Murat Tura

Giriş Notu
Giriş
1. Ben İdeali ve Sapkınlık
2. Ben İdeali ve Gelişimi
3. Ben İdeali, Âşık Olma Durumu ve Genitallik
4. Ben İdeali ve Grup
5. Ben İdeali ve Yaratıcı Süreçte Yüceltme
6. Ben İdeali ve Benin Gerçekliğin Sınanmasına Tabi Tutulması
7. Üstben ve Ben İdeali
Sonuç Yerine
Ek: Freud'un Yapıtında Ben İdeali

Kaynakça:
Kitapta Gönderme Yapılan Metinler
Freud'un Yapıtında Ben İdeali
Freud'un Yapıtında Yüceltme (P. Letarte)
Aşk topluluk için dağıtıcı bir güçtür. Bu nedenle tüm totaliter rejimler aşka bencil,mülkiyetçi,bireyci olduğu için saldırırlar.
Esas olarak bir algının dış dünyadaki temsilini bulmaya dayanan gerçekliğin sınanması işlevinin özellikle güç olduğu bir alan vardır. Gerçekten de, ruhsal benimizi ben idealimizle yüzleştirmek için gerçekliğin sınanmasına tabi tutmak konusunda hiçbir imkana sahip değiliz çünkü dış dünyadaki hiçbir nesne ruhsal benimizin içsel temsiline tekabül etmez. Dolayısıyla ruhsal benimiz için, bedensel benimizi değerlendirmekte kullandığımıza benzer aynalar, yani aynı anda hem sokakta yürüyüp hem de geçerken kendimizi seyretmemizi sağlayacak yollar bulmak zorunda kalırız. Bunun esas olarak üç yolu olduğunu düşünüyorum:
-Benimizin kopyalarını oluşturacak yapıtlar yaratabiliriz
-Ruhsal benimizi bedensel benimize yansıtabiliriz (betimlediğim mekanizmanın, Feder'in histerik döndürme konusunda ortaya koyduğu mekanizmayla tam olarak çakıştığını düşünmüyorum); bedensel benimizin kendisi de yansıtılabilir ve uç noktada etkileme makinesinin oluşmasına yol açar.
-Nihayet, ötekiler, benzerlerimiz, öteki ben'lerimiz, eşcinselleşmiş kopyalarımız, ruhsal benimiz için ayna işlevi görebilirler.

Çok farklı derecelerde olsa da hepimizin bu olguya, yani ötekilerin fikrine bağımlı olduğu doğrudur.
İdeoloji her zaman birincil bütünlük durumuna dönüşle bağlantılı bir narsistik üstlenme fantezisi içerir, çatışma ve hadım edilmeyi tek hamlede dışlar; dolayısıyla yanılsama alanında iş görür. Bence bu ideolojik gruplarda önder, babanın temsilcisi değildir (çünkü bu gruplar aslında Oidipus'un ve baba evreninin kökten yok edilmesini hedefler); daha çok sapkının annesinin bir benzeridir. Tıpkı onun, buluğa girmemiş olan oğlunu, babasının yerini almak için ne büyümeye ne de olgunlaşmaya gereksinimi olduğuna inandırması ve dolayısıyla çatışma ve hadım edilmeyle yüzleşmesini engellemesi gibi, önder de kalabalığı, yeniden bulunan bir tamlık duygusu içinde mutlak mutluluğa, "bütün insan" * (1) ın mutluluğuna erişmenin mümkün olduğu yanılsamasıyla oyalar; orada tüm gereksinimler karşılanacaktır, "uyum dünyası" * (2) egemen olacaktır, doyuma ulaşan insanlık artık rüya görmeyecektir (Paul Nizan, Aden Arabie'de "İnsanlar tam ve özgür olduklarında, artık geceleri rüya görmeyecekler," der).
Janine Chasseguet-Smirgel
Sayfa 185 - *(1) Marx *(2) Fourier
..., bizi ileri iten, kendi kendimizin ideali olduğumuz o kutsal zamana yeniden kavuşma arzusudur. Her zaman kayıp zamanın peşindeyiz -aslında birincil bütünlük durumu parçalandığı an yitirilen zamanın. O anla, ensestin gerçekleşeceğinin varsayıldığı ileri yansıtılmış an arasında, insanın tüm bir psikoseksüel evrimi yer alır.
.., eğer "aşk aşktan çok daha fazla bir şey" ise, anneye duhul etme arzusunun, narsisizminin koparılıp alınmasıyla açık kalmış olan yarası nihayet iyileşecek olan bir benin sınırsızlığını, mutlaklığını, mükemmelliğini yeniden bulma arzusunu içerdiğini vurgulamak istiyorum.
1932. Nunberg
Nunberg (1932) ben idealini, "içgüdüsel bir doyumdan sevilen nesneyi yitirme korkusuyla vazgeçişin" bir sonucu olarak görür: "Ben bu nesneyi soğurur ve ona libidinal yatırım yapar; nesne benin bir parçası haline gelir. Onu üstbenden ayırt etmek için ben ideali olarak adlandırıyoruz. İnsan, idealine duyduğu sevgi nedeniyle onun gereklerine boyun eğer. Ben, üstbene cezalandırılma korkusu nedeniyle tabi olur... Ben ideali, sevilen nesnelerin bendeki imgesidir, üstben ise nefret edilen ve korkulan nesnelerin... Ben idealinin daha çok anneye ilişkin libido, üstbenin ise babaya ilişkin libido içerdiğine kuşku yoktur. "
Benzerlerinden narsistik bir onay alma(ben ile ideali arasındaki mesafeyi azaltma) arzusu, özneyi kendini onların önünde teşhir etmeye götürür. Eğer bu teşhir doyum sağlamakta başarısız kalırsa(narsistik bir yara ya da bir "toplumsal hakaret" ortay çıkarsa), eşcinselliğin yeniden cinselleşmesi narsistik yarayı hadım edilmeye, teşhiri de anüsün sergilenmesine denk hale getirir.*Utanç, bu cinsel fantezinin yakınlığını ifade eder.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ben İdeali
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753425247
Kitabın türü:
Çeviri:
Nesrin Tura
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Psikanaliz alanında ve kadın araştırmaları konusunda
uluslararası üne sahip Fransız psikanalist Janine
Chasseguet-Smirgel bu kitapta anne, babanın işlevini
dışlayan bir tutum aldığında çocuğun nasıl anneyle ikili
ilişkisine takılıp kaldığını anlatıyor. Yazarın kuramına
göre, babanın işleviyle kırılması ve böylece babayı bir
ideal olarak koyması gereken bir gelişim aşamasında
çocuğun beni ideal olarak kendini yerleştirdiğinde,
gelişimi çokbiçimli-sapkın bir hal alıyor ve
büyüklenmeci çocuksu cinsellik aşamasında takılıyor.

Chasseguet-Smirgel'in eserinde ön plana çıkan tek tek
insanlardır, hikâyelerdir. İnsan, felsefi bir
antropolojinin figüranı olarak yer almaz bu anlatıda,
hikâyesi ve tüm imgesel acılarının ve yanılsamalarının
gerçekliğiyle vardır.

Yazar sapkınlıkta, aşkta, grup içinde, yaratıcılık
sürecinde ben idealinin izini sürerken Freud'un
yapıtında ben ideali kavramının uğradığı değişiklikleri
de titizlikle kaydediyor.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • chess
  • Mihriban Karadağoğlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0