**Hayatın bir bölümü gitti, savaş aldı bizden, hayatımızı çaldı; tektar nasıl bulacağız şimdi?
**
İlk bakışta savaş sonrası eve dönen bir adamın hikayesi gibi duruyor ama aslında anlatılan şey bu adamın kendi benliğine geri dönememesi.
Ana karakterimiz doktor olan Hans Birinci Dünya Savaşı sona erince evine dönüyor. Biz de kitap boyunca onun gerçeklik duygusunu yitirip yabancılaşmasını okuyoruz. Ortada bir değişimden çok, bir silinme hissi var. Savaştan önce kim olduğu belli: bir doktor, bir eş, toplum içinde bir yeri olan biri. Ama savaştan sonra aynı hayata dönse bile o hayatla bağ kuramıyor. Dışarıdan bakınca her şey yerli yerinde; içeride ise hiçbir şey eskisi gibi değil.
Bu kopuş en çok duygularda kendini gösteriyor. Hans’ın en belirgin hali, hissedememesi. Sevmesi gereken yerde sevemiyor, şüphe duyması gereken yerde bile o duygu tam oluşmuyor. Her şey yarım.
Sanki kendi yaşamını yaşamıyor, izliyor. Bu durum, travmanın yarattığı bir tür kopuş gibi.
Sonlara doğru karakterin o bunalımını, kimlik sorgulamasını tamamen hissediyorsunuz. Karakterin zihniyle birlikte sizinki de karışıyor tabii, ben de ne okuduğumu sorguladım bu bölümlerde :)
Akıcı bir okuma olmadı fakat bana çok gerçekçi ve çarpıcı geldi. Bu tarz monologları okumayı seviyorsanız bir şans verebilirsiniz.
Öncelikle şu teşekkürü kendime borç bilirim. Sevgili Damla N. Archeron bu şahane kitabı aldığın, kargonda açtığın ve o videoyu paylaşıp benim görmeme de vesile olduğun için teşekkür ederim. Şimdi bu kitap, sayfalarında birden çok altı çizili cümleyi barındırıyorsa bu senin sayendedir.
Teşekkürümü ettiğime göre kitaba geçebiliriz. Kitap, 1. Dünya Savaşı sonrası, bir adamın ailesine dönmesini, yaşadığı hezeyanları monolog şeklinde ele almaktadır. Başlarda monolog okuyamaz mıyım, aklım çok karışır mı diye düşündüm ancak adamı o denli anlar hale geldim ve kafa karışıklığı o denli kabul edilebilir oldu ki kafası karıştıkça, aklı başka şeylere kaydıkça bir yandan adamda, bir anda onlarca şeyi düşünen kendimi gördüm bir yandan da böyle acı şeyler yaşamış, cepheden eve dönmüş adamın kafa karışıklıklarını, aklının bir olay anında başka şeylere de kaymasını kabul edilebilir gördüm. Onun buhranları olmayacak da kimin olacak?
Kendisine yabancı hale gelmiş bu baş karakterimiz, kim olduğu konusunda da ailesi konusunda da kafasında oluşan karışıklıkları bizde de oluşturmaktan geri durmamakta. Bu karakterimiz aslında başkası mı yoksa yalnızca savaşın mahvettiği bir başka hayat mı onu anlamaya çalışıyor, karakterimizi çözmeye, sonuna ulaşmaya çabalıyoruz.
Bu paragraf spoilerdır. Baştan uyarayım. Şöyle ki kitabı okumadan önce savaşın konu alındığı bir eser olduğunu bilmekle ben, asla mutlu bir son beklemedim hatta böyle bir şey olsun istemedim. Nitekim, hiç de mutlu bir son olduğunu da düşünmemekteyim. Bana soracak olursanız sonu tam bir belirsizlik. Adamımız aslında başkasının kimliğine bürünmüş biri miydi yoksa savaş neticesinde aklının tahrip olmaması imkansız hale gelmiş bir gazi miydi bence anlaşılmamakta. Lakin böyle olması o kadar muazzam olmuş ki. Bu belirsizlik, savaşın
Az ve öz yazayım. Bu kitap ne anlatıyor? Bir savaş sonrası novellası olarak aldım. Beklentim büyüktü. Kitabın ortasında her şey birbirine karıştı. İnce bir kitap ama yarıda bırakacağım sanırım.
Hans, birinci dünya savaşı sona erince eve dönüyor. Kendisi bir doktor. Yazarin kendisi de doktormuş ve Yahudi olduğu için 1933 yılında eşiyle beraber Almanya'yı terk edene kadar doktorluğa devam etmiş. En son New York'a gidip yerleşmiş ve psikiyatr olarak devam etmiş hayatına. Kitapta geçen olaylar acaba yazarın başından mı geçti diye düşündüm açıkçası. Kitabı okumak aşırı güç. Asla akmıyor. Hans'ın zihninden geçenleri okuyoruz ama ben Hans öldü de mezardan mı kendini konuşturuyor diye düşündüm. Beni aşırı zorladı kitap. Okumasam da olurmuş açıkçası. Beğenmedim ben. Sonlarına doğru her şey karışıyor zaten. Neyi anlatıyor ne oluyor hepsi birbirine girdi.
Ben miyim?Peter Flamm · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105 okunma
Savaştan dönen bir doktorun savaş öncesi hayatına dönmeye çabası bu hayata aidiyetini sorgulaması;savaşı unutmaya çalışıp hayata entegre olma gayreti gibi konuyla kitabın yarısına kadar gelip daha sonrasında konunun farklı bir yere evrilmesi;kafa karıştırıcı bir hikaye sadece yayınevinin modern klasikler serisindeki kitaplarını okuma çabamdan dolayı okudum;beni sarmadı.
Ben miyim?Peter Flamm · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105 okunma
Peter Flamm’in Ben Miyim? kitabı, modern çağın en temel sorularından birine, belki de en tehlikelisine dokunur: “Kendimiz dediğimiz şey, gerçekten bize mi ait?”
Bu eser, yalnızca bir kimlik sorgulaması değil; insanın varoluş, bilinç ve gerçeklik arasındaki ince çizgide yürüdüğü bir felsefi yolculuktur. Flamm, okuru bir ayna karşısına çıkarır, ama o aynada gördüğümüz yüzün bize mi ait olduğunu, yoksa başkalarının yansıttığı bir görüntü mü olduğunu sorgulatır.
Yazar, psikoloji, felsefe ve varoluşçu düşünceyi bir araya getirerek, bireyin kendi bilincine olan mesafesini anlatır. Dili sade ama yoğun; sanki her cümle, insanın kendi iç sesini yankılar.
“Ben” olmanın aslında bir süreç, bir inşa, bazen de bir yanılsama olduğunu hatırlatır.
Ben Miyim?, yalnızca bir düşünce kitabı değil, kendini unutan çağın günlüğü gibidir. Flamm bize şunu sorar:
“Kendin olmaya çalışırken, kaç kez bir başkasına dönüştün farkında olmadan?”
Savaş sonrası travmaları anlatan sıradışı bir kitap. Savaşın yıkımı sadece fiziksel değil ruhsal ve bilişsel olarak da çok sarsıcı. Hans bir doktor ve kitap onun yargıçlara hitabı ile bir mahkemede başlıyor. Savaş sonrası bir kimlik arayışının hikayesi aslında. Ben kitabı bir değil iki kez okudum. Böylelikle daha anlaşılır oldu birçok şey. Hans gerçekten Hans mı? Gerçek Hans savaşta ölmüş müydü? Kitabın başında bahsi geçen siperde ölmüş bir askerden çalınan kimlik Hans’ın mıydı ? Kitabı bitirene kadar bu kısmı doğrulayan bir kanıt yok, ancak İpuçları var. Kitap Hans veya büyük olasılıkla onun yerine geçen fırıncı nın kendi iç diyalogları ile geçmekte. Çok derinliği olan bir kitap çoğu şey örtülü bırakılıp sanki okuyucunun çözümlemesi istenmiş . Psikolojik çözümlemeleri seven ve savaş konularına ilgi duyanları daha çok tatmin edecek bir kitaptır diye düşünüyorum. Benim için alışılmışın dışında çok farklı bir okuma deneyimi oldu. Beğendim.
Ben miyim?Peter Flamm · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105 okunma
ikinci dünya savaşının bitiminden sonra eve gelen bir doktorun buhranını anlatıyor. İnanılmaz bir kimlik bölünmesi söz konusu çünkü karakter kendi yaşadığı hayatı hatırlamıyor ve yeniden tanıyor gibi kendini ve o bunalımı çok hissediyoruz. Diğer taraftan diğer savaş edebiyatı romanlarından çok farklı. Normalde biz savaş edebiyatında savaş anının duygularını alırken burada savaş bitti peki ertesi gün ne durumdayızı alıyoruz.
Okurken kahramanın kafasının içinde yaşıyoruz. Başlangıçta herşey anlanabilir durumdaydı. Karakter kendi hayatıyla ilgili birçok şeyi unutmuş ve hatırlamaya çalışıyordu. Ortalara doğru karmaşıklaşmaya başladı. Sonlara doğru okuduğumuzda cümleler daha karışıyor, karakterin psikolojik değişimine şahit oluyoruz. En sevdiğim kısmıda bu oldu. En sona geldiğimizde, özellikle son 5 sayfa, artık adam deliriyor gibi ne anlattığını anlayamıyorsunuz kafası çorba oluyor. Şahsen sonda geçen çoğu olayı anlayamadım. Sürükleyici değil sadece biraz mental gerekiyor.
Ben miyim?Peter Flamm · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105 okunma
Sürükleyici bir kitap değil ve anlatım şekli beni pek içine çekemedi çok fazla aynı kelimeler tekrarlanıyor
Konusu hoş ama dediğim gibi daha güzel anlatılabilirdi
Ben miyim?Peter Flamm · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105 okunma
Asıl adı Erich Mosse olan Peter Flamm, Berlin’de dünyaya geldi. Henüz tıp öğrencisiyken, amcası Rudolf Mosse’ye ait gazetelerde köşe yazıları ve öyküleri yayımlandı. 1926’da büyük ilgi gören psikolojik novellası Ich? (Ben Miyim?) okurla buluştu ve büyük heyecan yarattı. Yahudi olduğundan 1933 yılında eşiyle birlikte Almanya’yı terk etmek zorunda kalana dek doktorluk mesleğini icra etti. Önce Paris’e, oradan da New York’a gittiler. New York’a yerleşerek psikiyatr olarak mesleğini sürdüren yazar, Albert Einstein ve Charlie Chaplin’le yakın dostluk kurmuştu.