Bizans Sultanı

9,0/10  (2 Oy) · 
3 okunma  · 
2 beğeni  · 
388 gösterim
Bizans resmi tarihine göre yaşlı imparator XI. Konstantinos, başkent surlarında Osmanlı kuvvetlerine kılıç sallarken öldü. Bazı tarihçilere göre o, Türklerin elinden son anda kurtulan bir Ceneviz gemisiyle kaçmıştı. Konstantinopolis (İstanbul) düştükten sonra imparatorun cesedi bulunamadı.
İstanbul'un fethinden 555 yıl sonra, üç gizemli adam Galata'da yaşayan bir akademisyene ulaştı. Onlar 1475'te İtalya'da ölen, son Bizans imparatorunun vasiyetini yerine getirmek için kurulan gizli örgüte mensuptular. Bir satranç ustası olan genç adama, XI. Konstantinos soyundan geldiğini kanıtladılar. O artık sürgündeki Bizans imparatoru XV. Konstantinos'tu. Örgütün başına geçmek ve servetine hükmetmek için ata vasiyetinin son maddesini yerine getirmesi; vasiyetin ne olduğunu öğrenmesi içinse altı duraktan oluşan bir sınavdan geçmesi gerekiyordu.
Bu roman, gezegene modern yaşamın tohumlarını atan Bizans uygarlığına bir saygı buketidir.
Bizans Sultanı'nda okur, bir gizem ve gezi hipodromuna girecek.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2011
  • Sayfa Sayısı:
    189
  • ISBN:
    9789755704920
  • Yayınevi:
    Sel Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Sinan Tütüncüler 
 11 Ara 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bizans İmparatorluğunu Cüneyt Arkın filmleri ile tanıyan bir toplum için, yeniden Bizans’la tanışma şansı veren bir roman, Bizans Sultanı. Birçok tarihçi, Osmanlı’nın devletleşme ve nihayetinde bir dünya imparatorluğu olma sürecinde, Bizans Devlet geleneklerinden etkilenmesinin payı olduğunu kabul eder. İstanbul fatihi Sultan Mehmet’in, fetihten sonra Roma İmparatoru unvanını kullanması da bunun göstergelerinden birisidir.

Kitabın tanıtım yazısında da, bu romanın gezegene modern yaşamın tohumlarını atan Bizans uygarlığına bir saygı buketi olduğu belirtilmiş.

Bizans Sultanı, Selçuk Altun’un okuduğum 2. kitabı oldu. Daha önce “Buraları Rüzgar, Buraları Yağmur”u okumuştum. Bu iki kitaptan ve bu kitaplar üzerine yapılan değerlendirmelerden anladığım kadarı ile Selçuk Altun eserlerinde, eğitimli, zengin, bibliyofil karakteri kullanmaya dair bir geleneğe sahip.

Bu romanda baş karakter Halas (ki adı Arapçada kurtuluş anlamına gelmektedir), fantastik sayılabilecek düzeyde bir maceranın içine giriyor. Gayrimenkul zengini bir ailenin torunu olarak iyi bir eğitimden geçen ve akademisyen olan başkahramanımız, bir gün son Bizans imparatoru XI. Konstantinos’un soyundan geldiğini öğreniyor. Ve eğer altı basamaklı bir sınavı geçebilirse, yıkılışının 555. Yılında Bizans’ın sürgünde imparatoru olma olasılığı önünde beliriyor.

Hikâyede, her biri Bizans tarihi açısından ayrı bir öneme sahip Hatay, Yunanistan’ın Mistra Beldesi, Sümela Manastırı, İznik, Kapadokya ve Ayasofya’da geçen sınavlar haricinde, bibliyofil kahramanımızın derin edebiyat bilgisi eşliğinde San Francisco, Stockholm, Venedik, Londra, Rodos Adası gezintileri de yapıyoruz.

Selçuk Altun, Bizans düşmanlığının genlere işlendiği bir Türk milliyetçiliği coğrafyasında, bir Bizans Sultanı hikâyesi anlatmanın risklerini gördüğünden olsa gerek, roman kahramanı Halis’i bir Bizans – Osmanlı çatışmasının ortasına oturtmamış. Aksine tarihsel süreçte Bizans ve Osmanlı’nın birbirini tamamlayan, bütünleyen özelliklerini işlemiş. Halas’ın akıl hocası Galatalı Eugenio’nun “Galata Kulesi Bizans ile Osmanlı arasında arabulucudur” ifadesi, romanın ruhunu bizlere özetliyor.

Selçuk Altun’un daha önce okuduğum kitabı “Buraları Rüzgar, Buraları Yağmur”, ismini Oktay Rıfat’ın bir şiirinden almıştı. “Bizans Sultanı”nda bu gelenek devam etmese de, kitabın girişinde yer alan Karacaoğlan esintisi, kitabın içinde diğer Karacaoğlan şiirleri ile devam ediyor. Ayrıca başkahraman Halas, her bir ortamda ve her bir şehirde bize farklı bir şairi hatırlatıyor.

Selçuk Altun, edebiyat ve tarih anlamında oldukça donanımlı bir yazar. Bizans tarihini, farklı yönleri ve detayları ile gözlerimizin önüne seriyor. Osmanlı’nın kanlı iktidar geleneğini Bizans’tan aldığını söylemek yanlış olmaz. Romanda yer alan, 11 yüzyıl ayakta kalan Bizans İmparatorluğunu, 88 imparatorun yönettiği ve bunun 65’inin saray darbesine maruz kaldığı gerçeği, bizi bu karşılaştırmaya zorluyor.

Ciddi bir tarih araştırma altyapısı ile kurgulandığı belli olan romanda, yazar Selçuk Altun sahip olduğu farklı yazım tekniğini de bu tekrarlamış. Di’li geçmiş zaman kipi üzerinden, kesik bir anlatım tarzı kitaba hâkim. Bu tarz beraberinde, okuyucuyu genel kültür düzeyinde anlam ve ilişki kurmak üzere fazlası ile zorluyor. Bunu okuduğum bir Selçuk Altun röportajında, yazarın kaliteli okura yönelik eserler yazmayı hedeflediğine yönelik ifadesi de ispatlıyor.

Selçuk Altun romanları ile 2016 yılında tanıştım ve bu tanışıklığın 2017 yılında derinleşmesini umuyorum. Selçuk Altun eserlerinin Türk edebiyatı açısından bir eşik atlama çabası olarak gördüğümü de eklemek istiyorum.

Kitapla ilgili 1 Haber




Burası çok ıssız