İlk defa Rina’nın kaleminden çıkan kitap beni içine almadı. Şaşkınım. O kadar sıkıcıydı ki, bir oturuşta bitirilecek kitap sakız gibi sürdü ve bitemedi. Olmamış. Bu kitapla ilgili tek bir beklentim varsa çöp oldu. O kadar saçma şeyler okudum ki anlatamam. O evli bende onu kıskandırayım diye kolunda Aspen’le dolaşan Sebastian, evliyim ama kocam eşcinsel belki bu tekrar Sebastian’la yatarak özel bir ilişkimiz olmasını sağlar diye düşünen Naomi, sürekli bir kıskançlık, öfke, boş yere fedakarlıklar, sidik yarışı… Rina abla kusura bakma ama OLMAMIŞ.
Kitap baştan aşağı saçmalıklar daniskası. Neden mi? Çünkü, hikayenin işleyişinin saçmalığı bir yana karakterlerin yaptıkları şeyler saçma. İlk olarak Naomi, güyya Sebastian’ı kurtarmak için onu terk ediyor, Japonya’ya taşınıyor. Hadi orasını anladım. Hadi orasını bir şekilde saçmalık, 7 yıl sonra niye adamım peşinden ayrılmıyorsun? O zaman da baban mafyaydı, şimdi de mafya. Hatta şimdi evlisin bir kere. Yok evlerine gitmeler, yok iş yerine gitmeler. Niye gidiyor? Kocası Akira’nın mafyayla bağlantıları varmışta Sebastian’ı uyarmak istiyormuş, kocası Akira’da onunla iş yapmak istiyor. Lan, gitsene kocana ne diye eski sevgilini gidip uyarıyorsun, zaten Sebastian’ı tek derdi Naomi’yi becermek. Adam aradan 7 yıl geçmiş, kız gelmiş önüne ben evliyim diyor adam ‘bu umrumda değil’ cevabı veriyor. Ya böyle bir saçmalık olabilir mi? O kadar zaman geçmiş, kız seni boktan bir sebepten terk etmiş, Sebastian hâlâ benden kaçsın onu yakalayım, becereyim, sapkınlık oyunumuza devam edeyim derdinde. Rina abla sana saygı duyuyorum, şimdiye kadar 30 kitabını okudum bak, gerçekten kalemini seviyorum ama sıçmıssın. Mesela, Naomi yıllarca mektuplaştığı arkadaşını kocası Akira sanıyor ama aslında Sebastian. Sebastian’ın mektuplarında kendini Akira’yım