Yazar Ehl-i Beyt’i yazmanın kolay olmadığını vurgulamış ve Ehl-i Beyt’i yazmanın kitabın satırlarında da belirtildiği gibi büyük bir aşk gerektirdiğini romanlaştırarak anlatmıştır.
Kitaba, başına gelen bir yangınla evini ve kütüphanesini kaybeden özellikle de ‘’Divan-ı Zehra’’ adlı kitabının yanması ve Divan-ı Zehra’yı yazdığına dair hiçbir delili kalmayan Zebun bin Mestan Efendi’nin yazdığını kanıtlayabilmek için kırk günde kırk tane meseli hükümdara saymasıyla başlanmıştır. Bu meseller zincirinde Ehl-i Beyt’i aşkıyla yanan Belhli tüccar Cüneyd el Kındi, Kuşadalı Üveysi Haşim, Necefli Hacı Hüsrev, Botanlı Ramazan, Tıkritli bilge ebe Destigül Nine ve torunu Abbas gibi karakterlerin Kerbela’dan Mekke ve Medine’ye giderken Hz. Fatıma’nın nurunun altında buluşmaları anlatılmıştır. Her bir karakterin ayrı ayrı nasıl o noktaya geldiklerini yani kısaca hayat hikâyelerini anlatırken araya da ayetler, şiirler, Hz. Fatıma, Hz. Muhammed (sav) ve Ehl-i Beyt’ten hikâyelerle romanda zenginleştirilmiştir. Kahramanların hayat hikâyeleri anlatılırken Hz. Fatıma’nın romanın başkahramanı olmasının önüne geçmemiş, tam tersi o hayatlarla Hz. Fatıma ve Ehl-i Beyt’e olan aşkı kuvvetlendirilmiştir.
Hatta internetten yaptığım araştırmalarda yazarın sırf Hz. Fatıma’nın romandaki önemini kaybetmemesi için aslında Türk edebiyatının önemli şairlerinden Fuzuli’nin ve Kanuni Sultan Süleyman arasında geçen meselenin Zebun bin Mestan Efendi ile hükümdar arasında geçiyormuşçasına kurgulanması ,yazarın tam tersi bu konuda çok dikkatli davrandığının işaretidir.
Yazar Hz. Fatıma’yı anlatırken sadece Fatıma olarak anlatmamıştır. Fatıma’yı anlatırken Babası Hz. Muhammed (sav)’in annesi, Hz. Hatice’nin kızı, velilerin babası Hz. Ali’nin eşi, cennetin en genç efendileri Hz. Hasan ve Hz Hüseyin’in