Martha, insanların duyguları ve anıları sanki kumaşta dokunmuş gibi kıyafetlere temas ettiğinde insanları okuyabilen bir kız. Bu tuhaf yeteneğini, büyükannesi Mormor’un kulübesinin önündeki ağaçtan düştükten ve bir gözünü kaybettikten sonra kazanıyor.
Kıyafetlerinden insanları okuma yeteneğine hâlâ alışamamış olan Martha, bir süre Mormor’dan da haber alamayınca onun evine doğru yola çıkar. Mormor’un kulübesine vardığında Mormor’un öldüğünü, kulübede tuhaf bir çocuğun yaşadığını - Stig - ve korkunç bir yaratığın serbestçe dışarıda dolaştığını öğrenir.
Şimdi ben önce kapak hakkında konuşmak istiyorum çünkü kapak, kitap hakkında çok şey anlatıyor. Odin’in iki kuzgununu, ağacın iki farklı dünyaya uzandığını ve yeraltına uzanan kısımlarında kuş iskeletlerini görebiliyoruz. Kitabı okuduktan sonra kapaktaki bu detaylar anlam kazanıyor:
Kitap Martha’nın gözünden anlatılıyor, Martha on yedi yaşında, geçirdiği kaza nedeniyle travmatik bir kız. Hassas, savunmasız, bazen çok inatçı ama çok da zeki. Martha hakkında en çok sevdiğim şey, kitabın başından sonuna kadarlık süreçteki karakter gelişimi ve kazadan sonraki görünümünü ve yarı körlüğünü kabullenip öz farkındalığını arttırmasıydı.
Kitabın o gerilimli, tüyler ürpertici havasını da çok sevdim. Norveç, Çarpık Ağaç’ta kelimenin tam anlamıyla karanlık, efsanevi bir dünyaya açılıyor. Yazar, İskandinav Mitolojisine de bol bol yer vererek özgün bir kurgu oluşturmuş. İkinci kitabı çok merak ediyorum ve heyecanla bekliyorum. Mistik, esrarengiz ve ürkütücü bu serüvene mutlaka bir şans vermelisiniz.