Sevgili Che,
Bilmiyorsun, yaralayan günlerden geçiyoruz. Tepemizde parıldayan güneş, yapraklar arasında gölge olarak beliriyor yüreğimize. Binyılların hasretidir bu gölgeler. Yok'un var'dan alacağı, var'ın yok ile imtihanıdır belki. Dönüp baktığımız yerler, bizden olmayan detaylarla kaplı. Vaktimiz, halbilmezin sefasıyla mahkum.
Asırlar yol bulamıyor kendine, içten içe haftalara sığamazken biz. Gittiğinden beri, göremediğin çok şey birikti avuclarımızda. Avuclarımız dikenli dokunuşlardan çıkmış sanki. Yaralınıyor cümlelerimiz bu çıkmazlarda. Nerde rastlanır yüzündeki yorgunluğa bilmem, ya da nerede biter yarana vefa bir ot. Ben yorgunluğuma varamadım che, istersen sen de varma.
Sevgili Che,
Çıkmaz sokaklara yürüyen sokak çocuklarına benzer, mektuptaki cümleler. Eni sonu birkaç sayfadır belki ömrü. Yine de her cümle damardan eksilen bir damla kandır, bir serin özlemdir bilinmeze. Sokak çocukları çıkmazlarında yitirirken umutlarını, ben de burada noktalayacağım özlemlerimi. Mektupla ve sokak çocuklariyla kalman dileğiyle Che...