Esther Vilar’ın bu kitabı, düpedüz tabu devirme hevesiyle yazılmış bir kışkırtıcı metin. Yazar, tek eşliliği modern insanın doğal hali gibi pazarlayan ahlak anlayışını tokatlıyor; monogamiyi doğallaştıran bu Batı merkezli ahlak anlayışını ters yüz ederek, çokeşliliği bir tabu olmaktan çıkarıp toplumsal düzenin merkezine oturtmaya çalışıyor. “Siz aslında doğanıza aykırı yaşıyorsunuz” diyerek masanın üstüne şangırt diye bir taş koyuyor. Evlilik ve sadakat kavramlarını sorgulamadan içselleştirmiş toplumlara ayna tutuyor. “Gerçekten doğamız tek eşlilik mi, yoksa bizi baskılayan sosyal sözleşmeler mi?” diye sorduruyor. Özellikle biyoloji, kültür ve ekonomi arasında kurduğu bağlantılar ilginç. Çokeşliliğin tarihsel örnekleri üzerinden kadın–erkek ilişkilerini yeniden düşünmeye itiyor. Buraya kadar eyvallah. Düşünceyi dürtüyor, konfor alanını bozuyor.
Ama işin komedisi şu ki, tek eşliliğe savaş açarken bir antropolog titizliği değil, daha çok bir düşünce deneyinin kışkırtıcılığıyla hareket ediyor. Çokeşliliği neredeyse “cennetten çıkma reçete” gibi sunuyor. Tarihten biraz haberi olan herkes bilir ki, çokeşliliğin parlak ambalajının altında eşitsizlik, kadın sömürüsü ve sınıfsal hiyerarşi kaynıyor. Türkler başta olmak üzere nice toplum bunu denedi; sonuç? Kadının ikinci sınıfa itilmesi, erkeğin “hanedan kurma” fantezilerinin meşrulaştırılması. Yani Vilar’ın ütopik diye sunduğu reçete, tarihin çöplüğünde bolca örnek bırakmış durumda. Ayrıca çokeşliliği savunurken, patriyarkal düzene fazlasıyla göz kırpması dikkat çekici. Bu noktada yazarın metni bir felsefi tartışmadan çok, zaman zaman erkek egemen söyleme kayıyor.
Yazarın en büyük zaafı, meseleyi kadın ve erkek kalıplarına hapsederek neredeyse biyolojik kadercilik yapması. “Kadın şöyledir, erkek böyledir” diye ahkâm kesmek