Adı:
Danaburnu
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
978950813849
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Danaburnu
Danaburnu
Danaburnu
Oktay Rifat, 1980 yılında yayımlanan kitabı Danaburnu'yla 1981'de Madaralı Roman Ödülü'nü aldı. Özellikle kahramanlarının iç dünyalarını anlatırken tutturduğu etkileyici diliyle bir ozanın elinden çıktığı belli olan Danaburnu, çeşitli kesimlerden insan hayatlarına ayna tutarken
bir döneme de tanıklık eder.

Gidenin boşluğunda bir öç alma duygusunun hızla boy attığını görüyordu. Hayır tutulmamıştı. Öç almak istiyordu sadece. Bunun acısını fitil fitil getirecekti burnundan. Emine'nin yüzü. Emine'nin aydınlığı. Emine'nin elleri. /.../ Uyuyordu, derin bir uykuya dalıyordu, uykunun denizine ya da toprağına. Denizse denizanaları, topraksa solucanlarla vıcık vıcıktı ve yapışkan. Erinç bir türlü oturmuyordu yuvasına, tekir kedi ya da Kayışdağ'dan esen rüzgâr gibi yalanıyor, pireleniyordu az ötede. Recep, Emine'nin ölüsüne takılıyordu uykunun en derin yerinde, tıpkı yüzen bir yosunun ağlarına takılır gibi. Dip sularında ölüyle birlikte sallanıyorlardı. Ölü, bir yakamozun fırıldağında çeviriyordu gözlerini, biri küçüldükçe öbürü büyüyordu. Mordu denizin altı ya da toprağın içi, yapışkan ve vıcık vıcık. Bütün ölülerin sessizliğiydi bu.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
...ölülerimizle birlikte alıp başını giden, belki de göğe ağan, ölü!er toprakta çürüyüp gitse bile, mavilikleri, güneşleri yitmeyen mutlu ya da mutsuz geçmiş günler...
Bir işe iki ucundan yapışmak onca lafın yapamadığını yaptı, yakınlık arttı. Hele
adam Birinci paketini çıkartıp ortaya koyunca yoldaşlık dostluğa döndü.
Bir traktör lastiği altı yüz liraydı, bugün altı bin lira. Ama buğday! Buğday koduğum yerde otluyor. Sen bakma taban fiyatıydı, çifciyi koruma önlemleriydi, hepsi boş! Ayağı bağlı buğdayın, köstekli. Gel gelelim traktör lastiği altı yüzden altı bine fırlayıveriyor birdenbire. Neden mi? Zenginin daha zengin olması gerekli. Şu kaymak tabaka var ya, şu bir giydiğini bir daha giymeyen, şu lüks arabalardan inmeyen, Avrupa'larda dolaşan, karısını kızını, hastalandı mı, yüce profesörlere gösteren kaymak tabaka, hepimiz onun için
çalışıyoruz. Hani kodaman çiftcilerin lafı ediliyor ya, yalan. O kaymak tabaka hor görüyor köylüleri de kodaman çifcileri de. Suyu yalnız kendine akıtıyor. Su yalnız kendine aksın istiyor.
Tuhaf yargılara, olmayacak güçlere tutsaktı insanlar. Gerçekte uçucu, bulutsu, ama aşılması olanaksız duvarlar içinde yaşıyorlar, burunlarının bir kariş ötesini göremiyorlardı. Bir sisteydiler, iki adım ötesini bulandıran. Çevrelerini kuşatan bu sis içlerini de kaplamıştı. Kişi kendini bile göremiyordu. Bulanıktı çevre, bulanıktı yolcu, doğa, ilişkiler. Ve sevginin yıldızı doğmamıştı daha. Onun ışığı vursa bu karanlığa, belki göz araştırmaya başlar, anlamaya çalışır, anlardı da.
“Tuhaf yargılara, olmayacak güçlere tutsaktı insanlar. Gerçekte uçucu, bulutsu, ama aşılması olanaksız duvarlar içinde yaşıyorlar, burunlarının bir karış ötesini göremiyorlardı. Bir sisteydiler, iki adım ötesini bulandıran. Çevrelerini kuşatan bu sis içlerini de kaplamıştı. Kişi kendini bile göremiyordu. Bulanıktı çevre, bulanıktı yolcu, doğa, ilişkiler. Ve sevginin yıldızı doğmamıştı daha. Onun ışığı vursa bu karanlığa, belki göz araştırmaya başlar, anlamaya çalışır, anlardı da.”
Site varlıklı kişilerin rahatı için kurulmuştur. Kovancıların Zeynel'in evinin ve bahçesinin tersine, burda her şey verime değil, güzele ve rahata dönüktür. Belki bu yüzden çirkin ve rahatsız, diye düşünür Yusuf Kendir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Danaburnu
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
978950813849
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Danaburnu
Danaburnu
Danaburnu
Oktay Rifat, 1980 yılında yayımlanan kitabı Danaburnu'yla 1981'de Madaralı Roman Ödülü'nü aldı. Özellikle kahramanlarının iç dünyalarını anlatırken tutturduğu etkileyici diliyle bir ozanın elinden çıktığı belli olan Danaburnu, çeşitli kesimlerden insan hayatlarına ayna tutarken
bir döneme de tanıklık eder.

Gidenin boşluğunda bir öç alma duygusunun hızla boy attığını görüyordu. Hayır tutulmamıştı. Öç almak istiyordu sadece. Bunun acısını fitil fitil getirecekti burnundan. Emine'nin yüzü. Emine'nin aydınlığı. Emine'nin elleri. /.../ Uyuyordu, derin bir uykuya dalıyordu, uykunun denizine ya da toprağına. Denizse denizanaları, topraksa solucanlarla vıcık vıcıktı ve yapışkan. Erinç bir türlü oturmuyordu yuvasına, tekir kedi ya da Kayışdağ'dan esen rüzgâr gibi yalanıyor, pireleniyordu az ötede. Recep, Emine'nin ölüsüne takılıyordu uykunun en derin yerinde, tıpkı yüzen bir yosunun ağlarına takılır gibi. Dip sularında ölüyle birlikte sallanıyorlardı. Ölü, bir yakamozun fırıldağında çeviriyordu gözlerini, biri küçüldükçe öbürü büyüyordu. Mordu denizin altı ya da toprağın içi, yapışkan ve vıcık vıcık. Bütün ölülerin sessizliğiydi bu.

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Poyrazmusa
  • ZAFER AKIN
  • Haşim
  • Berk Liman

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0