O kadar boş bir kitaptı ki, hislerimi anlatmaya kelimeler yetmez. Eğer 35 yaşımda hala bekar olursam, kendime söz veriyorum ki, ‘Erkek erkek’ diye tutturmayacağım. Kitapta karakterlere hiç bağlanamadım, bir ihtimal Noah'ı sevmiş olabilirim, o köpek Noah’ı. Ama o da fiyasko çıktı. Üstüne Becca, bizim salak kızımız, Noah’ın affedilmeyecek hatalarını affetmeye çalıştı ya, resmen saçımı başımı yolacaktım. 400 sayfa iyi kötü bir şekilde okuduk, son 10 sayfada kızımız gidip Carlos’la oldu. Tamam, belki yazar şunu anlatmak istemiştir: ‘Öteki tarafta hayatının aşkını ararsın ama ruh eşin tam dibindedir. Belki aynı mekanda çalışıyorsunuzdur, hatta belki ortağındır!’
Fakat bence Carlos'ta, Becca için iyi bir seçim değildi.
Carlos, Becca'ya aşık olabilir, ama aşık olmasına rağmen bir yandan da her gece bir başka kadınla yatıp çapkınlık yapıyorsa, o da doğru adam falan olamaz hiç kusura bakmayın.
Mike’i zaten hiç sevmedim, sahnelerini yarım yamalak okudum. Birisi eskiyse, eskiyi yenilettirmeye çalışmayın, zamanınıza yazık. Adam batmasaydı, sevgilisi onu çöp gibi ortada bırakmasaydı, sana bile uğramazdı. Salak mısın, nasıl bir boşlukta yaşıyorsun da hemen ‘Hadi manita olalım’ teklifine tamam diyorsun? İşte, son sahnelerde gördün, sana bile danışmadan, başka bir iş bulup yanından defolup gidiyor. Ve hala kızımız onu teselli etmeye çalışıyor.
Çıldıracağım! Normalde Mike, şirketi batmadan önce Becca’nın şehrine geliyordu ama ne uğramıştı, ne de bir selam göndermişti. Hiç mi aklın yok düşünsene, neden birden geldi? İlla batması mı gerekiyordu bu adamın diye?
Noah desen, ‘ Annem beni terk etti!’ triplerinde. ‘Beni terk etme Becca’ falan, sen bana eski sevgilinin çiçek gönderdiğini bile söylemedin, o yüzden Rachel’le bir olup işleri pişirdimler filan. Sonra 'Çok pişmanım, beni