Öncelikle, yazar coğrafyaya hakimiyetiyle kitabında Dersim'in o doğal güzelliklerini o kadar güzel kaleme almış ki, yıllar sonra yine kendimi Dersim'de buldum sanki. Sadece coğrafi bilgileri değil , kullandığı kelimeler ve betimlemelerle de kültüre bir o kadar hakim olduğunu gösteriyor. Okuyacak olanlar için bu kültüre yabancı olanlar, kitabın betimlemelerinde neyden bahsettiği konusunda zorluk çekebilirler. Hızır ve Ziyaret gibileri bunların da en basiti..
Kitapta geçen olayların hikayesi ise eski Dersimli ihtiyarlarımızın ağzından dökülenler, başından geçen olayların romanlaştırılmış hali.
Yıl 1930'lar. Dersimde aşiret savaşları had safhadadır. Ordu ise Dersimli aşiret ağalarına silahlarınızı teslim edin çağrısı yapmış, lakin Dersimliler tarih boyu gördükleri zulümler, çektikleri acılardan dolayı devlete güvenmemektedir. Sayısız kez Dersim halkı yok olma tehlikesiyle burun buruna gelmiş ama pes etmemiştir. Üstelik sadece silahları değil, inançları ve kültürleri de bir kenara bırakmaları talep edilmiştir. Halksa geri adım atmamaktadır.
Tarihte yaşanan bu olaylar hakkında ordunun yaptığı harekat için "sert müdahale' deniyor, bana kalırsa bu betimleme 'hafif' kaçıyor. Askeri harekatın başlaması sonrası aşiretler eline silahlarını alarak direnmeye başlıyor, lakin ölenler sadece direnişçiler olmuyor. Harekat esnasında köylerin bombalanması sonucu sayısız masum kadın, çocuk ve yaşlı canlarından oluyor. Olaylar bununla da kalmıyor, köyler yakılıyor, ele geçirilen halk toplu bir şekilde cinsiyet ya da yaş ayırt etmeksizin infaz ediliyor. Sağ kalanların ise kaderleri daha parlak olmaktan uzak kalıyor. Ellerinden hayvan sürüleri ve erzağı alınan halk silah zoruyla göçe zorlanıyor. Halk mecbur aç ve sefil bir şekilde yollarda buluyor kendini. Memleketinden dönmemek üzere