İnsanları baskı altına almanın özel bir aygıt olarak devlet, toplumun sınıflara bölündüğü bir grup insanın ötekilerin emeğine sürekli el koyduğu, bir grup insanın ötekileri sömürdüğü yerde ve zamanda ortaya çıkmıştır.
Sermaye sahipleri, yani toprağın, fabrikaların, üretim evlerinin sahipleri, tüm ülkelerde hep halkın ufacık bir kesimini oluşturmuşlardır ve bu durum bugün de böyledir; ne var ki halkın tümünün emeği onların emrindedir; böylelikle de bu bir avuç insan, çoğunluğunu proletaryanın, hayatlarını ancak çalışarak, emek güçlerini satarak kazanabilen ücretli işçilerin oluşturduğu tüm emekçi yığınlarına hükmeder, zulmeder ve onları sömürürler.
Kölelerin hiçbir hakları yoktu, onlar hep ezilen sınıftı, insandan sayılmıyorlardı. Aynı durumu feodal devlette de görüyoruz.
Sömürünün biçim değiştirmesi, köleci devleti feodal devlete dönüştürdü. Önemi, anlamı büyük bir olaydı bu.
Dünyanın en demokratik ülkelerinden biri, Amerika Birleşik Devletleri’dir. 1905’ten sonra orada bulunanların da iyi bilecekleri gibi sermayenin, bir avuç milyarderin tüm toplum üzerinde kurduğu egemenlik dünyanın hiçbir ülkesinde Amerika’da olduğu denli kaba ve kör kör parmağım gözüne değildir. Sermaye varsa, onun tüm toplum üzerinde kurduğu egemenlik de vardır ve hiçbir demokratik cumhuriyet, hiçbir oy hakkı işin özünü değiştiremez.