Duymam onu duyduğum gibi hiç kimseyi. Onun kararan sesi aniden esen havayla birlikte içimi delip geçer. O zaman, nasıl da kaçmak isterim böyle özlem çekmekten...
Bu yarı dolu maskeleri istemiyorum, kukla olmasını yeğlerim. İçi doludur çünkü onun.
Doldurulmuş gövdesine, tellerine ve gösterişli yüzüne katlanabilirim.
Buradayım. Önündeyim onun.
Lambalar sönse, bana 'oyun bitti' dense bile, kül rengi bir akımla sahneden bana doğru esse bile boşluk, sessiz aile büyüklerimden hiçbiri, hiçbir kadın, o kahverengi şehla gözlü çocuk bile hatta artık yanımda oturmuyor olsa da ben yine de burada kalacağım.
Bir seyirci bulunur daima.
Bize kalan bir bayırda her gün tekrar gördüğümüz
bir ağaç, belki dünkü sokak
ve bizi beğenen, bizle kalan ve çıkıp gitmeyen bir alışkanlığın içten bağlılığıdır ancak.